5 Haziran 2012 Salı

dinleyemediğim şarkılar

bazı anlar oluyor. hayatın feci şekilde amınakoyasım geliyor. yok böyle bişi. ulan düşünüyorum düşünüyorum, çıkamıyorum işin içinden. hayır, cenabet de gezmiyorum ki. bu ne arkadaş. anlamadığım, bilmediğim bir yerlerde devam ediyor sanki yaşam. ve ben bazı şarkıları dinleyemiyorum yine. öyle şarkılar ki onlar. bi an var onları dinlediğim. o an, ışık öyle doğru vurmuş, o an sıcaklık o kadar ideal, o an gözlerim o kadar keskin ve duygularım o kadar yoğun ki... mükemmele ulaşmışım. o şarkı başka şekilde dinlenemezdi zaten. ve anılar. buraya karalıyorum bazılarını, bazıları bende kalıyor. bende kalanlar belki o şarkıları o kadar özel yapan. ve gün geçtikçe artıyor playlist. en sevdiğim şarkılardan oluşuyor oysa ki. ama yiyosa aç birini dinle. nasıl amınakoyuyor adamın gör. sikip sikip bırakıyor. bu yüzden her geçen gün yeni bir şarkı ekleniyor. her geçen gün yeni bir kayıp. dinleyemediğim şarkılar birikiyor, ben eriyorum. safe house diye bir film var. ordaki bir replikte ''geçmişin geleceğinden fazla olduğu zaman anlıyorsun.'' diyor. sanırım ben de bu şarkıları o zaman dinleyebileceğim tekrardan. geçmişim geleceğimden fazla olduğu zaman anlayacağım, seni, beni, bizi, herkesi...

4 Haziran 2012 Pazartesi

boncuklu tabanca

go go go! 2'şerli takımlar halinde çatışıyorduk. 23 nisan'da anneme aldırdığım metal aksamlı boncuklu tabancama çok güveniyordum. hızla şarjörü yeniden dolduruyor, saklandığım elektrik direğinin arkasından kafamı çıkarıp düşmana sıkıyor ve tekrar saklanıyordum. kanatlardan saldırmayı planlamıştık. rakip takımı köşeye sıkıştırdık. üstünlük bizdeydi. derken sıktığım bir boncuk arkadaşın burnunun yanında patladı. gözünün birkaç santim altında. canı yanıyordu. fazla bir mesafeden sıkmamıştım. taş çatlasın 5 - 6 metreydi. kızdı, sinirlendi. tabancayı yere çaldı. ananı sikerim lan senin, diye bağırdı. ben de aynı şekilde karşılık verdim. ben senin ananı sikerim piç! birbirimize girecekken diğer iki arkadaş araya girdi ve o an ağlayan çocuğun annesi balkondan çocuğunu çağırdı. yarın görüşürüz, sikicem seni, dedi giderken. ben de sikebiliyosan sik, dedim. bizimki gözünü ovuştura ovuştura eve girdi. biz de 3 arkadaş yakınlardaki büyük çocuk parkına doğru yollandık. 4 tane salıncak vardı, diğer ikisine başka çocuklar biniyordu. biz diğer ikisine geçtik. arada içinden geçilen bir boru vardı. borunun içinden karşı tarafı görebiliyorduk. kantır'dan falan bi muhabbet açmış, elimizdeki silahlara bu igıl değil mi lan falan gibisinden muhabbet ediyorduk. sikten boktan şeyler işte. en son bizden biri yemeyip, içmeyip, karşı tarafa boncuk sıktı. çocuklar ''abiii'' diye bağırmaya başladı. biz de o sıra topuk. ulan öyle bir kaçış yok amınakoyim. napıcaz, ne edicez derken; gelin amınakoyim, dedim. ben bi yol biliyorum. oraya doğru yollandık. tam son sokaktan geçerken, kodumun çocukları önümüze çıktı. meğer adamların mekandaymışız. içimden bi ses siki tuttuk, diyordu. evleri ordaymış piçlerin. içeriden abileri falan geldi. bizle muhatap olmadı diyebilirim. kardeşine döndü, bunlar mıydı lan, dedi. evet cevabını alınca bi ışık oluştu. fondan only you müziği (ozan orhon memeler diyarında'nın müziği) akıyordu sanki. şlak! diye gelen tokatlar, zbam diye gelen yumruklar... yere düştük. tekmelerle devam etmeye başladı. itiraf etmeliyim, hayatımda yediğim en zevkli dayaktı amınakoyim. yok öyle bişi. vurdukça vuruyolar, vurdukça vuruyolar. sonra bi ara abilerinden biri haydarı getir, dedi. haydar o zamana kadar sınıftan tasosunu üttüğümüz bi çocuk bizim için. budaklı meşe odununu görünce son gayret kalktık ve ölümüne koşmaya başladık. en sonunda eve girdiğimizde üstümüz başımız toz ve çamur içindeydi. vücuttaki morarmaya yüz tutmuş darbeler de cabası. anneme görünmeden hemen odaya geçtik. üstümüzü başımızı temizlemeye koyulduk. bi yandan da halimize gülesim geldi mınakoyim. ama gülmedim. boncuğu sıkan arkadaşa bakıyorduk iki kişi. sonra döndük birbirimize, onaylar nitelikte başımızı salladık. ve ikimiz birden çocuğa girdik. daha yeni dayak yemiş veledler olarak dayak atmanın zevkini çıkarıyorduk. sabahtan başlayan çatışma artık yakın dövüşe geçmişti. son şarjör boşaldıktan sonra belimizdeki bıçaklara sarılmıştık. boğaz boğaza birbirimize girdik. annem gürültüleri duyunca; hişşşşt, dedi, noluyo orda? kapıyı yavaşça araladım. bişi yok anne, şakalaşıyoduk, dedim. annem kek falan yapmış, tepsiyle onu getirmiş. aldım onu. birbirimize küs şekilde yedik. küs şekilde devam etti muhabbet. kantır'a bile gitmedik sonra bi dönem. ama ertesi hafta elde boncuklu ile yine siperlerdeydik. silahla oyun olmuyor....

kont

hav hav hav! uzun upuzun tarlanın ortasında koşarken peşimden havlayarak geliyordu. gözlerini açmış, dili dışarıda, kulaklarının bir tanesini dikmişti. oyun oynamak istiyorum demekti bu. yerden bir dal bulup aldım. önünde bir kaç kere gezdirdim. güzel bir şey olduğuna inandırdığımda dalı uzağa fırlattım. koşarak gitti. havada yakalayamadı ama yerden dalı aldı ve bana getirdi. ağzından aldım. tekrar zıplamaya başladı. koyu kahverengi tüyleri güneşin altında parlıyordu. cins bir köpekti. dedemin av merakı sayesinde dahil olmuştu aileye. tazıydı. bahçe arasında köpek çoktu ama dedem ona gözü gibi bakıyordu. dalı tekrar getirdi. başını okşadım. boynuna sarılasım geldi. bir daha atacakken annemin uzaktan çığlık çığlığa sesi geldi. hadi oğlum yemeğeee! hoppa, hadi oğlum, oyuna biraz ara verelim de karnımızı doyuralım dimi? bahçedeki en iyi arkadaşımdı. gittik, yemek yedik. ertesi gün dedem ilçeye gideceğinden bahsetti. para mı yatırıcakmış, napıcakmış, öyle bişiler işte. daha o zamanlar küçüğüm. 10 - 11 yaşlarımdayım. dedemle gitmek istedim. güç belâ kabul etti. tek amacım güzel bir futbol topu aldırmaktı dedeme. ertesi gün ilçeye gittik. dedem bankaya gitti. sıkıntıdan patlamak üzereyim. arada sırada bankacı karıların bacaklarını falan kesiyorum. o yaşta bile abazalık had safhada. bazen yaşıtım bir iki kız görüyorum. daha o zamanlar kızların küçükken bıyıklı olduğunu ve bunun bazılarında ileriki yaşlarda da sürdüğünü bilmiyorum tabi. güzel geliyolar. bunla sevgili olur muyuz? kola mola ısmarlar mıyım falan diye düşünüyorum. 11 yaş sevgililiği o kadar olm. öpüşmek koklaşmak anca cesur kızlarla. sonra sıra bize geldi. dedem işini halletti. bankadan çıkar çıkmaz, dedeeaa bana top al, diye yapıştım yakasına. gariban adam belki de yıllar önce ayağının değdiği toplara bakıyordu bakkal önünde. gittik sert plastik kaplı birini aldık ordan. ulan o bu değil de, plastik toplar acayip rüzgara kapılıyo amınakoyim. öyle böyle değil. hele ki tarlada bahçede oynarsan. yarrak gibi bişi. bi koyuyon topa, nereye gideceği belli değil. o bahçe senin, bu bahçe benim dolaşıyosun. sonra bindik köy dolmuşuna. tezek falan kokuyo, ter kokuyo, köylü adam kokuyo... bunu ayrımsayamıyosun tabi o yaşlarda ama şimdi biliyorum o kokuyu. köye geldik, bahçeye gittik. kont'la oynamak istedim. adı buydu. annem, olmaz, dedi. neden anne yeaa! dün bi kaç köpekle dalaşmış mı, napmış, köpekler buralardan değil. bi bakalım huysuzlanacak mı napıcak. anneannemin dedemin av merakına olan öfkesinden olacak veterinere götürtmek istemedi sanırım. bunu anlatma dedenin yanında üzülmesin diye yediler beni. siktiler attılar yani. bikaç gün geçti aradan. dedeme konudan söz etmedim. dedem de tarla işlerinden napıyo bu köpek deyip de bakmadı. sonra baktık köpek kapıları tırmalıyor falan. anneannem hafif memnun gibi o aralar. hafta sonlarını dağda geçirmesin, koskoca adam bu yaştan sonra ava mı çıkarmış, diye geçiriyor aklından. köpek suya dayanamıyor, ağzından köpükler geliyor. 1 haftanın sonunda geri dönülmez yola girdi. bir pazar sabahı, dedem köpeğin ağzına zar zor tasma taktı, ağızlık falan. ısırmasın diye. benim için anneme tembihlemiş arkamdan gelmesin demiş. gitmek de istemedim zaten. dedem her zamanki av takımını kuşandı. çift kırma tüfeği, belinde fişekleri, sırtında malzeme torbası ve kont. olacakları tahmin ediyordum. dedem ava gitmiyordu. gözlerim doldu ve bir anda bağıra bağıra ağlamaya başladım. dedem tepeyi aştı. bir 10 dakika sonra gelen keskin bir TAK ve ince bir IYYK sesi yemyeşil erik ağacındaki kuşların aniden havalanmasına neden oldu. gökyüzü güneşli ve berraktı. 1 hafta önce yerden bulduğum dal hala elimdeydi. kont'la oynadığımız dal. diğer elimde de dedemle aldığımız top. arkadaşım olmadıktan sonra topu ne yapacaktım ki? bu defa dalı aldım, yere oturdum ve toprağa bir köpek çizmeye başladım. aklımda tek bir soru vardı: köpeğin katili dedem miydi? anneannem miydi?

3 Haziran 2012 Pazar

yol üstü lokantası

yaz sıcağı her yanı kavuruyordu. asfalttan dalga dalga yükselen nemi ve ısıyı rahatlıkla görebiliyordum. arabayı yol kenarı bir ağaç gölgesine park etmiştik. denize bi hayli vardı. içerideki sıcak havadan da bunalmıştık. 50 m. ilerideki yol üstü lokantasına gittik. içeride 5 kişi vardı. 4 kişi zaten bir aileydi. 1'i kamyoncu olmalıydı. dışarıda man'ın son modellerinden ışıl ışıl bir kamyon park edilmişti. bilerek dayıya yakın bir yer seçip oturdum. bir tas mercimek çorbası söyledim. yanında iki dilim limon olsun, dedim. yanımda 2 arkadaşım daha vardı. 3 kişilik bu seyahate belki farklı bir hayat da dahil olabilirdi bi yerinden. kendi aramızda muhabbete daldık. bu arada benim çorba da geldi. kaşığın iyi yıkanmadığı belliydi. değiştirebilir miyiz diye sordum. lokantayı işleten orta yaşlarında, saçları hafif dökülmüş pos bıyıklı adam bir şey demeden kaşığı aldı ve bir yenisini getirirken peçeteyle iyice ovaladı. geldiğinde onun da eskisinden farklı olmadığını, adamın en azından lekeleri kapatma çabasında olduğunu anladım. ama bu sefer bişi demedim. adam artık sıcağın da verdiği bezginlikle sikecek gibi bakıyordu. içeride biri ayaklı, diğeri masa vantilatörü olmak üzere 2 vantilatör vardı. demir sandalyeler ve üzeri muşamba masa örtüsüyle kaplı masalar ve kirli camlar buranın aslında aileyle mola verilecek bir yol üstü lokantası değil de daha çok kamyoncu durağıymış hissi veriyordu. ki zaten kışın öyleydi de tahminimce. bizim kamyoncu dayı eline bir gazete aldı ve göz gezdirmeye başladı. mınakodumun memleketinde mazota, benzine zam yapacağınıza içkiye, sigaraya yapsanıza! orospu çocukları! diye haykırdı birden. göz ucuyla da bizi süzüyordu. yazın sıcağında arabayla yola çıkmış 3 genç, içmeyip sıçmayıp napacaktı, diye düşündü sanırım. sırf biraz bişiler anlatması için; doğru diyosun dayı, dedim. ihtiyaç olana zam yapacaklarına lüks olana zam yapmaları lazım. dayı kısa bi süre bana baktı. sonra lokantacıya döndü. bak, dedi. zehir gibi nesil amınakoyum. görüyon mu? bunlar kurtaracak işte memleketi. siktimin yobazları değil, dedi. sonra bana döndü memleket nere, dedi. buralı mısın? buralıyım dayı, dedim. arkadaşlarla şöyle bi deniz görelim dedik. iyi yapmışsınız iyi. gerçi biz görüyoz da noluyo, sabahtan akşama, akşamdan sabaha sahil şeridindeyim ama gel gör ki ayağımı sokamıyorum siktimin suyuna! sen nerelisin dayı dedim. kütahya'lıyım, dedi. bilir misin? gitmişliğim var dayı, dedim. ortada meşhur bi vazo heykeli vardır. hatta bi keresinde bi arkadaşla üniversiteyi arıyoruz. adamın birine sorduk, şurdan 100 m. git, vazoyu sırtına al bi 100 m. daha git ordan birine sor, dedi. biz de bulduk vazoyu ama dörtyolun ortası. sırtımıza alıcaz vazoyu ama ne yana gidelim bilemedik, dedim. dayı bastı kahkahayı. o çok oluyor, dedi. siz de nasiplenmişsiniz. ee, dayı, dedim. yükün ne? nereye, ne götürüyosun? zenginlere çalışıyoruz amınakoyum, dedi. bi otelin mobilyaları varmış, onları götürüyorum. otel de otel olsa 3 yıldızlı. ama kalmak ateş pahası. ne vakit oldu, 2 oğlan var benim. baba denize gidelim deyip duruyolar, hanım desen o ayrı bi tatava. kaç yaz oldu işten güçten bi yere çıkaramadım. arada bi anasının yanına yolluyorum. onla avunuyo işte. araya lokantacı girdi. mınakoyim biz farklıyız sanki, dedi. deniz burnumuzun dibinde ama biz de gidemiyoz. görüyon durumları, dedi. yanımdaki arkadaşlar bizi dinliyorlardı. bi tanesi sigara içmek için dışarı çıktı. kamyoncu ardından baktı, sonra bana döndü. sarmadı heralde muhabbet, dedi gülümseyerek. yok dayı, dedim sigara içmeye çıktı o. ardından lokantacıya lavaboyu sordum. gösterdi. girdim lavaboya, alafranga bi tuvalet var. ama oturmak mümkün değil. alafranga üstünde alaturka yapman lazım. şimdi o alışveriş merkezlerindeki tuvaleti şöyle kullanın, böyle kullanın yazıları canlanıyordu aklımda. sikerim lan, dedim. nasıl olsa işiycem. dayanılmaz kokuya az buçuk tahammül ederek işedim. allah'tan ayna yeniydi. kendime bi çeki düzen verdim. yeni almış aynayı sanırım, diye geçirdim içimden. çıktım lavabodan. kasaya yöneldim. borcumuz ne kadar dayı, dedim. 4 tl ver yeter, dedi. verdim 4 tl.yi, kamyoncu dayıya da selam çaktım. selametle dayı, dedim. allah yardımcın olsun. lokantacıya da kolay gelsin dedikten sonra diğer arkadaşı da aldım, çıktık. arkamızdan kamyoncu dayı çıktı. arabayla yola koyulduk. aradan bir iki dakika geçmemişti ki kamyoncu dayı kornaya basa basa bizi solladı. yüzümde bi gülümseme oluştu. az da olsa bir insan hayatına dokunmuştum. keşke bi fotoğraf çekilseydik dayıyla. arkasına yazardım hikayesini, dedim içimden. kamyonun rüzgarı biraz serinletmişti. önümüzden uzaklaşırken, kamyon arkası yazısını okudum: dünya bir gündür, o da bugündür.

kül tablası

efkârım birikti sığmaz içime, bin sitem etsem de azdır kadere. gülmeyi unutan yaşlı gözlere, mutluluktan haber ver dilek taşı. diyordu şarkı. şişe üstüne şişe bitiriyordum bardak bardak. sarhoş olmak değildi umrumda olan. unutmak, köşeme çekilme, saçı sakalı koyvermek, daha çok sigara içmek, kısaca kendime zarar verebilecek her şey. ölümden haz almak gibiydi. yavaş yavaş eritiyordum kendimi. bir de vurunca kendimi incesaz'dan çok aşığın var'a, iyice kayış koptu bende. tek içilmez aslında derdin varsa. ancak kendi halimden ben utanıyordum. bir de rezil olmak istemedim kimseye. yahut güçsüz görünmek istemedim. bilmiyorum. terkedilmiştim. koymuyordu aslında terkedilmek. sadece ani oluşunun verdiği acıydı bu. sevmiştim ulan deyip kadehi yere çaldım. boş olduğunun farkına vardım o an. tekrar doldurdum. gözlerim bulanıklaşıyordu. sigarayı yakmış ama bir iki nefes anca almıştım. gerisi küle döndü ve küllüğe düştü. yenisini yaktım. gün ağarmak üzereydi. geceden beridir içiyordum. saatin sesi kulaklarımı tırmalıyordu. playliste döndüm ve son damla sevgimi de senede bir gün ile kül tablasında söndürdüm.

ayı murat

ilk buluşmanın heyecanı vardı üstümde. izmir'deydik. konak'ın vapur iskelesinde buluşacaktık. elimde çiçekler vardı. çok önce gelmiştim buluşma yerine. kafamda şöyle yaparım, böyle olmaz lan, çok mu sikik bi duruş olur tarzı şeyler vardı. elimde bir demet çiçek, insanların arasında utana sıkıla bir ileri bir geri yürüyordum. bir yandan da mesajlaşıyorduk. yoldayım diyordu. geliyorum. mınakoyim ne olucaksa olur, diye geçirdim içimden. kenardaki büfeden bir simit, bir su aldım. su tamam da, simiti niye aldım bilmiyorum. bişiler yemek istedim sanırım. suyun dibinde bir iki yudumluk bıraktım. susam kırıklarını temizlesin diye. simiti yedim. kağıdını atacakken, bağcığımın çözülmüş olduğunu gördüm. eğildim bağcığımı bağlarken farkettim ki çorap morap değil, direk ayakkabı kokuyor. bir yandan da götü kesen var mı diye kolaçan ediyorum. en sonunda saate baktım. buluşma saatimize 12 dk. kalmıştı. onla bunla oyalanırken vakit geçti ve uzaktan belirdi. uzun süren bir hazırlık yaptığı belliydi. geldi, sarıldık, öpüştük, çiçeği verdim güzel birkaç söz söyleyerek ve el ele tutuştuk. çiçek artık ondaydı. utanca mahal yoktu. artık sevgilisine çiçek almış kibar bir erkek olarak bulunuyordum sahnede. sahil şeridi boyunca yürüdük. ben sabahki uydurma bir kaç sakarlığımdan bahsettim. istemsiz gülüştük. heyecanımı atmak istiyordum. dün star tv'deki filmi izleyip izlemediğini bile sordum. ''ben de işte ya...'' ile başlayan cümlelerle beni onaylıyor ve aynı kesitin kendisiyle ilgili versiyonunu anlatıyordu. yol boyunca yürüdük. aç olup olmadığımı sordu. çok değil dedim. burger king'e gittik. yanımdaki paraya da güvenemiyordum. beni bugün kurtarabilir miydi bilmiyordum. kesin bi sinema faslımız da olurdu. biletler desen ateş pahası. junior menülerden söyledik. kıç kadar bi hamburger ve küçücük patates kızartması. yedik beraber. yemek sırasında konuşulmayacak tüm şeyleri o yemekte konuştuk. ablasının köpeğinin balkona sıçmasından bile bahsetti. ben de bahçedeki asma yapraklarından. arada sırada birkaç iltifat falan karışıyordu sözlerin arasına. ama sonra gene kaldığımız yerden devam ediyorduk. yemek biraz uzun sürdü. yapacak bir şey gelmiyordu aklımıza. belki de bu yüzden oturup kaldık burger king'te. otururken en az 3 masayı doyurduk sanırım. mezun etmek gibi. bizden sonra gelenler bizden önce gittiler hep. sonra biz de kalktık. ceplerimi yokladım. cüzdan ve telefondan emin olduktan sonra, hadi çıkalım, dedim. çıktık. birkaç vapur turu önerdi. kabul ettim. ucuz ve romantik bir yoldu. vapura binip üst kata çıktık. manzara etkileyiciydi. yavaş yavaş batmaya yüz tutmuş bir güneş gözleri kamaştırıyordu. el ele bir banka oturduk. az biraz romantik ortamı yakalamıştık ki kafama yediğim bir tokatla irkildim. tam dönüp anasını avradını siktimin iti, kim oluyosun lan sen! dememe kalmadı biri beni elimden tutup çekti ve bağrına bastı. kız şaşkındı. o anki bakışlarını tahmin edebiliyordum. aklımda hiçbişey kalmamıştı. tahmin yürütecek halde de değildim. beni bıraktığında yüzünü hatırladığım ama ismini hatırlamadığım biri vardı karşımda. benim lan benim! murat 5A ayı murat! dedi. birden nöronlarım çalışmaya başladı ve amınakodumun ibnesini hatırladım. 5. sınıfta izmir'e taşınmışlardı. sınıfın ayısıydı. sınıfta her tenefüs ayrı biriyle boğuşa boğuşa, boğuşmadık adam bırakmamıştı. sınıf başkanı olduğum  dönemlerde sık sık adını tahtaya yazar, yanına da 3 çarpı koyardım piçin. hocanın tokadıyla sık sık yüzleşirdi. nerden tanıyıp, nerden gördüyse ve bu nasıl bir tesadüfse en romantik anımın içine sıçmıştı. napıyon lan görüşmeyeli? olm kaç yıl oldu yaaa! nerelerdesin, napıyosun? bizim çeto (çetin) ile görüşüyo musun? ardarda sorular sormaya başladı. iyi işte ya nolsun, uğraşıyoruz. yok çetin'den hiç haber almadım okuldan sonra, dedim. birden beni bıraktı kıza döndü. selamlar yenge, ehehehe, çok iyi adamdır bak bu, kıymetini bil, dedi. kız gülümsedi tabi haliyle. napsın amınakoyim.  moruk arkadaşlar bekliyo beni şurda. lan vapur beklerken gördüm, o mu değil mi kararsız kaldım ama sonra emin olur gibi oldum, geldim, dedi. telefonunu ver bakiyim. ne olduğunu anlamadan elimdeki telefonu alıp kendi numarasını yazdı. araşırız olm arada. yolun düşerse haber  et. bi iki tek atarız. gerçi sen içmiyosundur ama cips kola falan artık ehehehe. uzaklaşırken ayılığından hala bir şey kaybetmediğini gördüm. kıza döndüm. o ortamı bi daha yakalayacağım konusunda şüpheliydim. çünkü biliyordum ki ayı murat dikizliyordu. (amınakoyim senin murat) vapurdan inmedik. tekrar konağa dönüyorduk. murat inmişti. murat hakkında sadece okuldan arkadaşın mı diye sordu. evet, boşver salağı, dedim. niye öyle diyosun arkadaşına, bak ne zaman sonra seni tanımış gelmiş, görüşmek istiyo, dedi. yav nası biri olduğunu bilmiyosun, dedim. insanlar değişebilir, çok önyargılısın, dedi. insanlar ve dünya üzerine bir nutuk yaklaşıyordu. mecbur dinleyecektim. gökyüzüne baktım. martılar uçuşuyordu. insanlar martılara simit atıyordu. döndüm ve bir simit alalım mı, dedim. sevinçle alalım ihihi, dedi. az önceki nutuk faslını bitirmiştim. gözlerindeki mutluluğu gördüm. ama benim aklım hala ayı murat'taydı. kafasına vurduğu herifin bir başkası olmasını dilerdim. martıya bir parça simit attım. havada yakaladı ve hızla uzaklaştı.

2 Haziran 2012 Cumartesi

makina

yorgundum. tavanla aramdaki ihtiraslı, tutkulu, cıvık ve seks içermeyen aşk sarmıştı yine her yanımı. ben ona bakıyordum, o bana. bakışıyorduk. tek söz söylemeden. garip şekiller türetiyordum kafamda. bazıları marilyn monreo kadar güzel oluyordu. hassiktir lan diyordum bilinçaltıma. tam böyle kafam yastığa gömülü, uyumalıyım olm diye düşünürken tak telefon çaldı. arayan 40 yıllık kadim dostum değildi ama yakın bi arkadaşımdı. gecenin 1'inde niye arasın lan bu, dedim ve telefonu açtım. noldu lan? üzgün bi ses yanıtladı: bişi yok ya müsait misin? uyuyo muydun? yok lan yok, müsaitim, öyle tavana bakıyodum. hayrola? ya abi bişi dicem sana. söyle bakalım? dışarı çıkabilir misin? çıkarım da olm, bi sik söylemiyosun ki? niye çıkıyoruz dışarı amk gecenin 1'inde, mevzu mu var? yok be abi yaa naptın. konuşmaya ihtiyacım var yüzyüze olursa iyi olur diye düşündüm. iyi madem geliyorum 15 dk.ya kuru yemişçinin orda ol. tamam abi. telefonu kapattım. kimseyi kaldıracak halde değildim ama yine de hatır gönül işinden dolayı hazırlanıp çıktım. 20 dk. oldu herif ortada yok amınakoyim. aradım, meşgule attı. bikaç dakika içinde de geldi. kusura bakma abi ya beklettim. az bi işim çıktı da. elinde siyah bi poşet vardı. abi gel bildiğim bi yer var oraya gidelim. e, iyi gidelim bakalım. küçük bi parkın kuytu bi köşesi. karanlık. hani tecavüze uğrasak, şurda sikiş mi var lan deyip bakan olmaz. öyle bi yere girdik. çalılar kapatıyo etrafı. yerde gazete kağıtları falan var. bizimki nevaleyi açık etti. dört tuborg gold. 2 biralık anlatacağı var yani. mınakoyim ben bomonti içiyorum lan, dedim. kusura bakma abi aklıma gelmedi. idare et işte, dedi. anlat bakalım, dedim; noldu? bi sigara uzattı. yaktık. başladı anlatmaya. abi, dedi. bi kızı seviyodum ya ben. hani anlatmıştım sana. eskişehir'den. evet, dedim. o kız yaktı beni abi, dedi. noldu lan? dur abi bak şimdi. biz bunla ne zamandır buluşuyoruz, görüşüyoruz. evine de gittim biliyosun. mınakodumun yerinde niye yurtta kalıyosam. kyk'sını siktiğimin memleketi. neyse, yedik, içtik, sıçtık, seviştik bile mınakoyim. sonra ben buna iyice abayı yaktım. içime aldım kazığı yani baştan. birasından büyük bir yudum aldı, devam etti. abi yemedim yedirdim, içmedim içirdim amınakoyim. peder üç kuruş para yolluyo, yarısını ona harcadım. en son gittim bi mallık yaptım. ne yaptın? abi sorma, gittim pederi zar zor ikna ettim alttan girdim üstten çıktım bi fotoğraf makinası aldırdım. biliyosun işleri de o kadar iyi değil. güç bela borca soktuk adamı. 1 milyarlık makina amınakoyim. gittim ben bunu doğum gününde kıza hediye ettim. çok istiyodu öyle bişiyi. ben de enayi aldım gittim amk. sonra? bugün işte bi iki saat önce arkadaş aradı beni. eskişehir'den. ne dedi? akşam dışarı çıkmışlar bi cafeye falan. oturmuşlar neyse, bi 10 - 15 dk. sonra bizim kız çıkagelmiş. yanında da bi orospu çocuğuyla. oturmuşlar ileriki bi masaya. vakit geçmiş. başlamışlar yiyişmeye. amk herifin eli kızın götünden başından ayrılmıyomuş. arkadaş öyle demedi de, benim anladığım o. yani anlıycaan abi, fena boynuzlanıyorum. ispanya'ya gidicem amınakoyim. acı acı güldü, bunu dedikten sonra. sesi titremeye başladı. ağladı ağlayacak. ki içten zaten başlamıştı ağlamaya. napiyim abi ben şimdi? dedi. içim acıdı acımasına ama mınakoyim ne diyim şimdi. mallık yapmış. kız kaşar, kevaşenin en önde gideni çıkmış. siktir et desen edemez. kafayı takmış bi kere zaten. bi süre sustuk. çocuğu gidelim dövelim desem, e zaten kız gitmiş amk. çocuk belki bizimkini bile bilmiyodur. o kaşarlıkta bi kız. olm, dedim. erkekliğin gururun zamanı değil. git çık karşısına, al makinanı. her boka bulanmışsın zaten, bari pederin 1000 tlsini kurtar amınakoyim, dedim. abi isteyemem ben onu, dedi. bi kere vermişim. içimden bile gelmiyor, dedi. yanlarında başka biri varmış mı diye sordum, amaçsızca. bi çift daha gelmiş sonradan, dedi. oha amk, grup yapmışlar resmen, diye geçirdim içimden. hafa soğuyordu. ilk biralar dibi görmüştü o sırada. ikinciyi açtım. kıpsss dedi. salak salak kişilik oturttum biraya. onun da söyleyecekleri var heralde, dedim içimden. aklı sikmek üzereydim. sen ne olursa olsun dediğimi yap, dedim. git al makinayı. almadan önce öğrenmek istiyosan da sor kimdi, neydi diye. şeytan diyor şimdi çık git dayan kapısına amkınakoyim, dedi. bi sigara daha yaktı hışımla. dur olm, bekle, dedim. gün doğmadan neler doğar. biraz daha lafladık. makinayı almaya ikna ettim onu. ondan çok babasına üzülmüştüm işin aslı. ertesi gün sabahtan küfür kıyamet mesaj atmış. kız dur bi dinle deyip aramış. kızın konuşmasına fırsat vermeden bizimki gene yardırmış. ille de makina demiş. kız da sikerim lan makinanı da seni de deyip kapatmış. ardından mesaj, sakın buraya gelme. ben otobüsün birine verip yolluycam kameranı, ordan al, demiş kız. o günün öğleni bizimki makinayı almış.
yine yataktayım. yine telefon çalıyor. gecenin 12'si bu defa. noldu lan gene? abi acil konuşmamız lazım. kuruyemişçideyim. noldu olm? gelince anlatıcam abi. iyi tamam geliyorum. kuruyemişçinin önünde buluştuk. bu defa 3'er bira almış. benimkiler bomonti. yine çalıların arasına gittik. abi, dedi. o çocuk halasının oğluymuş. o yüzden samimilermiş. bugün bizim arkadaşın ağzına sıçmış. sen gördün de böyle böyle orospuluk yapıyo diye mi anlattın diye. sorup sormadan iş yapıyosunuz. sabah küfür kıyamet mesajlar atıyo, bilmem ne! ne orospuluğum kaldı, ne kahpeliğim, demiş. arkadaş da bana öğleden sonra söyledi bunu. sabahtan beri mesaj atıyorum özür dilerim diye. sikine takmıyor. ben şimdi napıcam abi, dedi. ben gene söyleyecek bişi bulamadım. içimden makinayı geri yolla demek geldi tekrar. sikicem makinasını diyecek diye korktum, sustum. geçen gece aldatılmaya içmiştik, bu gece ayrılığa içiyoduk. benim aklım hala makinadaydı. 1000 tl.lik mal olm, babanın parasına yazık...

3 numara

mayıs'ın en sıcak günlerinden biri. ter sırtımdan, alnımdan, saç diplerimden sızıyor. ensem yanıyor. saçım zaten ayrı bi dert. çeksen şöyle en uç teli, ta çeneme kadar iniyor. ömrümde ilk defa saç uzatmışım. o da şimdi zehir zıkkım oluyor. bu böyle olmayacak, dedim; sikerim, dedim böyle işi. her sabah erkenden kalk, özenle yıka, kız gibi düzleştir, şekil ver, waxla olmasın, bi daha şekil ver. zaten o tepemdeki kıla ayrı bi ayarım amk. hepsi yatar, o havada. lan göt, örnek alsana arkadaşlarından. benim lan senin sahibin. en son bi makas attım piçe. neyse, dedim; bu böyle olmaz, git kafayı kazıt. sonra düşündüm. sıcakta ışıl ışıl kafayla gezmek ne lan, dedim. üstelik karizma da yok, karıya kıza göstermelik. kafam attı. ertesi sabah gittim berbere.
berber dediysem de öyle saç tasarım merkezi, erkek kuaförü falan değil. bildiğin berber ismi dükkanın. ahşap bi kapısı var, içeribi giriyosun yarısı çizik aynalar, 2 dişi kırık askılık ve daha bir sürü şey. parfüm yok. tütün kolonyası var. beni yaşlı bıyıklı bi adam karşıladı. hafif göbek de var. bi yandan olm ne anlıycak bu gencin halinden, diyorum; ama bi yandan da göbeğinden değdiremicek diye de seviniyorum. çünkü önemli mevzu. bayan kuaföründe de olur ama pek belli etmezler, karı çığlığı basar diye. berberde durum fena. adam etrafında dönerken bi başlıyo değdirmeye, mevzuya uyanıyosun inceden ama napıcaksın. az buçuk yer değiştiriyosun koltukta, bi kendini düzeltiyosun. bu defa daha iyi değdiriyo. iş sakat. adama bu ne birader desen herif haklı çıkar amınakoyim. dükkandan kovmaya kadar gider bana sapık mı diyosun diye. öyle pis bi durum. ama göbekli berber iyidir. candır o. değdiremez. şişmanladıktan sonra altını görememiştir zaten hiç. el yordamıyla görüyodur muhtemel işini. selamaleyküm dayı, dedim. aleykümselam yeğen, hoşgeldin, dedi. bizim papazları bi yoluversen? olur olur, otur bakalım, dedi. öğrenci misin? öğrenciyim dayı. baban ne iş yapar? mobilyacı dayı. memleket nere? aydın dayı. eyi bakalım eyi, eyi. merak ettikleri bitmişti. muhabbet açılmayacaktı belli ki. hızlı bi hareketle örtüyü boynuma dolayıverdi. ben de örtünün altından yavaşça taşağımı kaşıdım ve pantolonu aşağıya doğru çektim. doğru açıyla oturmazsan sıkışıyo taşaklar. bir berber koltuğunda bir de otobüs veya dolmuş koltuklarında. dayı kafama geçirdi parmakları, bi o yana çevirdi bi bu yana. nası yapalım yeğen, dedi.
dedim sikerim, vur dayı 3'e. dayı bi vurdu 3'e, 15 dk. sonra 3'ün 1'i gibi ortadayım. bi de enseye ayna tutuyo. lan kıl mı kaldı?! sonra baktım şöyle bi bizim tas ortaya çıkmış, eyv dayı, dedim. günahımız ne? 13 tl, dedi. dayı, dedim; öğrenci adamız yap bi kıyak. hiç sevmem öğrencileri, dedi. noldu dayı, dedim. dayı önce bi ofladı pofladı. sonra anlatmaya başladı. dayının evini kiralamış bi iki eleman, sobalı ev. bi kış günü göt buz tutuyo tabi, para yok pul yok. (''nerde para? olm merveyi eve atcaktım, ee? eesi ne amk, az yedirmek zorunda kaldım.'' muhabbeti büyük ihtimal.) dayının kapılar hoop sobaya. sermaye ışıl ışıl, bizimkiler mışıl mışıl o sırada tabi. dayı öğrenciye kıl olmuş. son kirayı da vermeden gitmişler. arayıp taradıysa da ne gören var ne bilen. e, güvenmiş adam sözleşme de yapmamış. göt gibi kalmış ortada. hak verdim. bi de 13 tl verdim. otogar yol üstü. küçük şehirde hep böyle oluyor. ilçe dolmuşları falan var, adamlar bas bas bağırıyor. o ortamdan geçiyorum. bi sigara yakmışım. zaten otogardaki kızlar bana bakıp bakıp gülüyolarmış hissiyatı var. sinirliyim, gerginim. sik kafalı japon askerinden farkım yok. gürültü, toz, sıcak, tipsizlik, güzel kızlar... hepsi üstüme üstüme geliyo amınakoyim. o hengamede orta yaşlı, esmer bi adam dilenci gibi yaklaştı. yanımda durdu. buyur dayı, dedim. al yeğen, dedi; 5 tl. elindeki casio saati uzattı. yok dayı, dedim; almıycam. yauv al, dedi tekrar. dayı napiyim ben bunu, dedim; saat kullanmıyorum zaten. dayı şöyle bi süzdü beni. yaklaştı. nöbette takarsın olm al, dedi. hem oyun moyun oynanıyo bunlarda. ne oyunu, dedim. ne biliyim bizim oğlan oynayıp duruyor, dedi. kastettiği kronometre. 00 gol, 99 ve 01 penaltı. ilkokulda oynamıştım en son. dayı, dedim; ben asker değilm öğrenciyim. haa, eyi o zaman, dedi. usulca uzaklaştı. iki dayıya ve o öğrencilere söverken, izmariti yere atıp iyice ezdim.

puyol


hafif yağmurlu bir nisan akşamı. paramız olmadığından (anca halısahaya çalışıyo para) bi çay bahçesinde oturuyodum. akşama maç var. baklavasına. kaybedersek sıçtık. cepte 5 kuruş yok. hadi ben öyleyim de, diğerlerinin de benden farkı yok. maça yetişicez. 1 saat falan var. bir arkadaşı bekliyorum. eski sevgilimden mesaj gelmiş saysam mı, sövsem mi bilemedim. telefona dalmışım, ulan küfür etsem, iyi kızdı aslında ama amınakoyim, hem terkettin, hem ne sikime mesaj atıyosun diye geçirdim içinden. mesajlara bi girip bi çıkıyorum. sigara üstüne sigara yakıyorum. bi ara garson geldi, bişi içiyo musun birader, dedi. en sevmediğim garson tipi mınakoyim.suratının ortasına 43'ü tersten çıkarasım geldi. taban giresim geldi o an. ulan orospu çocuğu, ben gelmişim sana orda para kazandırıcam, maaşını ödüycek patronun, göt lâlesi, ne lan bu biraderli ayaklar diyesim geldi. mevzu çıkartsam büyük ihtimal döver beni. iri yarı bişi. hafiften de tırsmıyor değilim hani. ama yine de sinirim bozuldu ve sustum. bi arkadaş gelicek, onla söyleriz dedim. kafasıyla olur işareti yaptı ve gitti. tamtekrar dalıp gidecekken düşünceler alemine uzaklardan bir sesle irkildim. kankiğeee! diyordu ses. tamam dedim, yarra yedik. bu girişin sahibi puyol'du. defansımızın göz bebeği. sürekli barça formasıyla, yan sanayi ürünü barça atkısıyla dolaşırdı. siktimin amcık beyinlisi. (bunu okursan puyol, seni seviyorum kardeşim) geldi sonra, kafa tokuşturduk worms hesabı, sonra oturdu karşıma, heyecanla gözlerini açtı; napıyon lan, dememe izin vermeden direk gözlerini açmasına sebep olan mevzuya girdi. olm lan, dedi; geçen bi kız gördüm amk, burnu acayip havalardaydı ama güzeldi de. ee, dedim. olm, kız bizim mekanlara takılıyo bi muhabbet açıp aksam mı ufka doğru, dedi. dedim olm bak, burnunun havada olmasina falan bakma; bir kız öyle yapıyosa kaliteyi artırmak icindir. yani beni tasiyabilecek olanlar gelsin, varoşlar fuck off demek istiyodur, dedim. doğru diyosun aslında lan, dedi. sonra iki cay söyledik. muhabbet koyulaşıcak belli; birer sigara yaktık. olm, ilerde bu kızla sevgili olsan, dedi; en az 20 tl bi cafeden hesap. bunun yemeği var, gecesi var, gündüzü var, hediyesi var, çiçeği var, böceği var derken bi bakmışsın, kumar masasında donla kalmışsın. kurmarla ne alaka lan, dedim. olm, dedi; o kadar parayı anca kumardan kaldırırsın, mesajlaşıcan, arıycan kontöre de para. vay amk, dedi. hele bi de evlendiğini düşün onun gibi biriyle; her hafta, hadi olmadı iki haftada bir, gen olmadı ayda bir dışarıda yemek istiycek, bikaç taşaklı tanıdığı varsa da hoop onlara ezilmeme durumu. onlar 1 alıyosa sen 2. istiycek olm kız, kadın kısmı ister. doymaz, ihtiyac olsa da ister, olmasa da. yeri gelir gösteriş için ister, yeri gelir ihtiyacı olduğu için. aminakodumun yerinde bi kız gördün hemen evliliğe daldın lan, dedim. bütün şartları hesaplıycan moruk, dedi, bi kız masraflı ama burnu yukarda olan daha masraflı. yada belki estetik mestetiktir bana öyle gelmiştir, dedi. umut fakirin ekmeği hafız, dedim. doğru diyosun, dedi. garson adisyonu kültablasinin altina koymuştu. sigarayi söndüreyim derken uçuyodu az kala, tuttum. hadi la, dedim; daha  maç var. ceplerini yokladı, olm bende bozuk yok lan, sen versene... senin burnu büyük kız var ya, dedim; ee, dedi. başkasına veriyodur, dedim. veriyodur kesin, dedi; hesabı ödedim. bir kızı daha ayaküstü orospu yaptik ve maça gittik.


(baklava noldu lan? diyenler için, biliyosunuz olm, cepte para yok. sike sike kazanmak zorundayız. kazandık da, ama gene baklava almadılar. =/ )