22 Ekim 2013 Salı
halil ibrahim sofrası
kanka sende bozuk çıkar mı ya? noldu lan, gene mi paran yok amınakoyim? olm vardı dün kira verdik la. ekmek alcak paramız kalmadı, evde 3 kişi birbirimizin gözüne bakıyok. tamam tamam hadi. saol kanka; bu piç nerden sorucak biliyo musun? nerden biliyim olm, daha bugün gördüm adamın yüzünü. neyse, kızlardan buluruz ya. aynen. kanka kızlar demişken, dgs'yle gelen hatunları gördün mü ya? bizimkiler 3 çocuk annesi gibi amınakoyim. memeler dizlerine geliyor. gördüm la, gördüm. ama içlerinden bi tek sarışın olan var güzel. diğerlerinde bi cacık yok. esmer olan da güzel lan, uzun boylu olan. ne biliyim hoş geldi bana. hah ben ileride inicem, istersen bize gel la? çay falan var. o kadar da ölmedik. yok olm, evde işler var halletmem gereken. daha sonra geleyim. eyi madem, hadi görüşürüz. görüşürüz kardeşim. basık dolmuşun içi, nefes ve ter kokuyordu. arada bir benzin kokusu gelirse, dünyanın en güzel kokusuymuşcasına ciğerlerimi dolduruyordum. şöför gençti. peugeot p9 minibüsle bile hız yapmaya meyilliydi. ah şu trafik kuralları olmasa, bulutların üzerinde güzel bir köşkte olabilirdim şuan. arkadaştan 2 durak sonra da ben indim. eve 1 durak daha vardı ancak yürümek istiyordum. kulağıma kulaklığımı taktım ve telefondan yavuz bingöl - allı turnam.mp3'ü açtım. kendimi ne zaman gurbette hissetsem bu parçayı dinlerim. ne kadar yürüdüğümü hatırlamıyorum. telefonum çaldı. arayan dolmuşta beraber geldiğim arkadaşımdı. alo? alo, kanka. çabuk çık bize gel. noldu lan? olm, fırında tavuk yaptm. süper. gel gel. çay falan da içeriz. olm, yorma beni şimdi oraya kadar ya. lan, bi daha yapmam bak. hadi bekliyorum. elalem hatır için çiğ tavuk yer; ben sana... tamam tamam. geliyorum. görüşürüz kanka. görüşürüz. o kötü espriyi duymak istemediğimden hemen kısa kesip geleceğimi söyledim. fırında tavuk mu? ulan? ev arkadaşından birine para geldi sanırım, diye düşündüm. kısa bir yürüyüşün ardından evlerine ulaştım. yarı bodrum bir evde oturuyorlardı. yoldan evin kapısına doğru inen merdivenleri geçtim ve maviye boyanmış demir bir kapının önünde dikildim. zile bastım. elimi zilden çekmemle kapının açılması bir oldu. ooo hoşgeldin bro. naber? gel bak tam da sofrayı kurmuştuk. nerden buldunuz lan tavuğu? bunu sorarken ayakkabılarımı çıkarmış, montumu asmış, sofraya doğru hafiften de yol almıştım. birden yükselen kahkahalar ve ardından şşt şşt susun susun sesleriyle irkildim. noluyo olm? dur lan dur, anlatıcaz. kanka bu bizim komşunun tavuğu. nası yani? olm, bugün okula çıkarken pencereleri açmıştık. malum güneş görmüyo ev, bari dedik hava alsın. komşunun tavuğu da yememiş içmemiş, içeri girmiş. bizim çocuklar da yakalamış içerde bunu. napalım napalım. önce yatak odasına atmışlar. ev sahibi arıycak mı diye. sonra bakmışlar ses, soluk yok; çıkarmışlar. o an karşımda iki tane sırıtan surat vardı. arkadaşım uzun olanı göstererek, aha bu kurban falan da kesiyor, dedi ve devam etti: ordan bu almış bıçağı kesmiş lavaboda tavuğu. tüylerini yolmuşlar. temizlemişler. ama nasıl pişireceklerini bilmiyorlar. ben de şaşırdım gelince. bi baktım, mutfakta tüyler uçuşuyor amınakoyim. ellerimi yıkıycam tam, bi tane tavuk kafası bana bakıyor. fak dedim ya. bu ne dedim amınakoyim. sonra anlattılar durumu böyle böyle diye. son paralarımızı da koyduk. iki de ekmek aldık kardeşim, temizinden. değme keyfimize. gülmemek için kendimi zor tutuyordum. diğerleri şşt şşt olm yapma lan, diyorlardı. tutamadım. patladım. hepimiz birden gülmeye başladık. üst kattan nazife ninenin bastonunun sesi tüm kahkahamızı bastırdı. nazife nine inip aşağı dövse bizi, gene de gülerdik. çünkü para olmadan da tavuk yiyebilen, para olmadan da kahkaha atabilen, 3 kişi birleşip 2 ekmek parası çıkarabilecek kadar parasız ama onu bir 4. kişi ile paylaşabilecek kadar zengin insanlarla aynı sofradaydım. halil ibrahim görse kıskanırdı.
9 Eylül 2013 Pazartesi
uçacağım
güzel bir şarkı, bir sigara ve bir kadeh rakı. bir günbatımı olmalı, deniz kenarı. usul bir rüzgar. güneş batmalı yavaşça, yakamozlarda yayılarak... bulutlar yanmalı alev alev. güzel bir şarkı, bir sigara ve bir kadeh rakı. tüm bildiklerimi yazmalıyım. hepsini. her harfine kadar hem de. sonra hafifleyeceğim. sonra güzel bir şarkı, bir sigara ve bir kadeh rakı. bu an'ı yazmayacağım. bunu hissetmek için, haketmek gerek çünkü. bedelini ödemek. kendimden geçtim. bedenimden. kaçıp, kurtulmak istiyorum tüm organlarımdan. sevmediğimden değil üstelik. ellerimi çok severim mesela. insanlar da sesimi seviyor garip bir şekilde. ben sevmem oysa ki. sonra hafifleyeceğim. gerçekten uçmak istiyorum. o an uçacağım. leyleklerin göç yolundan gideceğim. dünyanın etrafını 7 kere dolaşacağım. oradan ay'a gideceğim. toprağına üfleyeceğim ciğerimdeki son havayı. ve tanrı'yı bulacağım. yapışacağım yakasına; be kodumun tanrısı diyeceğim; mal benim istediğime veririm, dedin. bi bok yok. saadet benim istediğime veririm, dedin. bi bok yok. hidayet benim istediğime veririm, dedin. o zaten yok. şimdi al o fuhuş yuvası cennetini götüne sok, diyeceğim. ve bu defa mutlu bi şekilde cehenneme gideceğim. güzel bir porno yıldızı ile tanışacağım. riley steele olabilir. ne ben onu ateşten kurtarabilirim. ne o beni. ama en azından güzel bir manzaraya bakıyor olacağım. güzel bir kadının vücudu ne kadar çirkin olabilir ki...
biraz sonra öleceğimi bilirsem, ağlar mıyım ki? son 5 dakikamı bilirsem, ne yaparım? dua mı ederim? en sevdiğim şarkıyı bir daha mı dinlerim? duymak istediğim bir sesi dinlemek için telefon mu ederim? yoksa sevdiğim bir aksiyon filminin en heyecanlı sahnesini bir daha mı izlerim? son sözüm ne olur? son baktığım şey? son gördüğüm? bunları bilmek mi bunları özel kılıyor? yoksa bunlar zaten özel şeyler miydi hep?
susmak istiyorum be moruk. ölümüne susmak. sessizlik. sigara, müzik ve rakı. sonra uçacağım.
boş geliyor, ağır geliyor artık. eğitim, kariyer, iş, güç, şan, şöhret, para, konum, lüks ev, süper arabalar, vs... ne için? mutlu bir hayat için. kim diyor? sistem. hayır! benim mutlu bir hayat anlayışımda bunların hiçbiri yok ki... ben çizmeliyim, yazmalıyım, çalmalıyım, söylemeliyim, dinlemeliyim, yontmalıyım bir taşı; duygularımı, düşüncelerimi özgür bırakmalıyım. ama yok. sistem, zaten benim için bir hayat seçiyor. çalışmalıyım. para kazanmalıyım. daha çok. daha çok. ve sonra ölmeliyim. ölürken de kazandığım paraların nasıl dağıtılması gerektiği hakkında bir de rehber bırakmalıyım. hiçbir şey yaşamadan ölmeliyim. zaten öyle de öleceğim. böyle ölmek istemiyorum aslında. ama ne kadar çabalasam da biliyorum ki böyle öleceğim. ... ve akşam önüme konulan şey bir tabak yemek olmuyor artık. bu, bir delikanlının elinde bir demet çiçekle sokakların arasından geçip, sevdiğine giderken hissettiğinden de kötü. o şen şakrak muhabbetlerin döndüğü masa, o masa değil şimdi. suratlar asık. sözler kurşun. her biri bir yanını deliyor insanın. kan kaybetmiyorsun belki ama her biri bir hayalimi öldürüyor. her biri bir can alıyor benden. her bir kurşunu namludan çıkarken görüyorum.
insanlar güzel bir müzik dinlemekten o kadar uzak ki...
güzel bir müzik,
bir sigara,
bir kadeh rakı.
ve sonra
uçacağım...
biraz sonra öleceğimi bilirsem, ağlar mıyım ki? son 5 dakikamı bilirsem, ne yaparım? dua mı ederim? en sevdiğim şarkıyı bir daha mı dinlerim? duymak istediğim bir sesi dinlemek için telefon mu ederim? yoksa sevdiğim bir aksiyon filminin en heyecanlı sahnesini bir daha mı izlerim? son sözüm ne olur? son baktığım şey? son gördüğüm? bunları bilmek mi bunları özel kılıyor? yoksa bunlar zaten özel şeyler miydi hep?
susmak istiyorum be moruk. ölümüne susmak. sessizlik. sigara, müzik ve rakı. sonra uçacağım.
boş geliyor, ağır geliyor artık. eğitim, kariyer, iş, güç, şan, şöhret, para, konum, lüks ev, süper arabalar, vs... ne için? mutlu bir hayat için. kim diyor? sistem. hayır! benim mutlu bir hayat anlayışımda bunların hiçbiri yok ki... ben çizmeliyim, yazmalıyım, çalmalıyım, söylemeliyim, dinlemeliyim, yontmalıyım bir taşı; duygularımı, düşüncelerimi özgür bırakmalıyım. ama yok. sistem, zaten benim için bir hayat seçiyor. çalışmalıyım. para kazanmalıyım. daha çok. daha çok. ve sonra ölmeliyim. ölürken de kazandığım paraların nasıl dağıtılması gerektiği hakkında bir de rehber bırakmalıyım. hiçbir şey yaşamadan ölmeliyim. zaten öyle de öleceğim. böyle ölmek istemiyorum aslında. ama ne kadar çabalasam da biliyorum ki böyle öleceğim. ... ve akşam önüme konulan şey bir tabak yemek olmuyor artık. bu, bir delikanlının elinde bir demet çiçekle sokakların arasından geçip, sevdiğine giderken hissettiğinden de kötü. o şen şakrak muhabbetlerin döndüğü masa, o masa değil şimdi. suratlar asık. sözler kurşun. her biri bir yanını deliyor insanın. kan kaybetmiyorsun belki ama her biri bir hayalimi öldürüyor. her biri bir can alıyor benden. her bir kurşunu namludan çıkarken görüyorum.
insanlar güzel bir müzik dinlemekten o kadar uzak ki...
güzel bir müzik,
bir sigara,
bir kadeh rakı.
ve sonra
uçacağım...
1 Eylül 2013 Pazar
be ebeyin amı!
yahu bişeyi anlamıyorum ya; insanın inancıyla ilgili olan şeylere niye karışırlar amınakoyim? arkadaşım, ben ilmihal kitapları okumuş, kuran'ı birden fazla kere hatmetmiş, incelemiş, islam alimlerine bakmış, hadisleri okumuş bir kişiyim. bir şeyin doğruluğunu yine o şeyi göstererek ispat edemezsin. ki zaten konu da burada başlıyor. ispat gerektirmiyor din. ''inanma'' işi. arkadaşım ben; çamurla oynayan, her şeyi bilen (kimin inanıp inanmayacağını vs.), kendi yarattığıyla iddiaya giren, sürekli övülmek ve hatırlanmak isteyen, bana inanırsanız ben de sizi ve uçkurunuzu mutlu ederim diyen, inanmazsanız ateşlerde yakarım, götünüze zebani sopası sokarım diyen bir tanrıya inanmadım, inanmıyorum, inanmayacağım. kendimi bu noktada ateist olarak görmüyorum. bunun bilinemez olduğunu düşünüyorum. ne zamana kadar? bilim bizden başka bir tür bulana veya evreni tam olarak açıklayabilene kadar. bunu yaptığında stephen hawking'in de dediği gibi, artık tanrıya ihtiyaç kalmayacak. dinlerin kökeni hep aynı. insanlar parlaklığı ve büyüklüğü sayesinde güneş'ten korkmuşlar. başedemeyeceklerini düşünmüşler ve ona tapınmışlar. kurbanlar kesmişler. ay'a tapmış insanoğlu gecenin karanlığını yarıyor diye. deniz'e tapmış, rüzgar'a tapmış. her birini tanrı bellemiş. neden? çünkü bilmiyor. zamanla güneş'in basit bir yıldız, ay'ın çok küçük bir uydu, deniz'lerin büyük su birikintisi, rüzgar'ın da basit hava akımları olduğunu öğrenmişler. ve o korkunçluk, o tanrısallık yitip gitmiş. şimşek'ten korkmuş insanoğlu. bunu kesin bir adam fırlatıyor demişler. banko dağ başındadır. o zamanlar olimpos'un zirvesine çıkan yok. ak sakallı bi dayı da farketmiş bu mallığını insanların, ben fırlatıyorum demiş. kimim ben? zeus. tanrıların tanrısı. zaman geçmiş. iskandinav mitolojisinde odin'ler thor'lar birbirini kovalamış. kurbanlar kesilmiş. kan akıtılmış. neden? insanların götünden uydurdukları tanrılar kan istiyormuş. kızılay mı bunlar amınakoyim? sonra insanlar gördükleri her şeyi açıklamaya başlayınca, bu defa psikolojik bir boşluk, bir amaçsızlık peydah olmuş. ee? napalım? bütün bildiğimiz büyük güçleri, bizim asla göremeyeceğimiz, bilemeyeceğimiz, duyamayacağımız bir soyut varlığa yükleyelim. kaç tane olsun bundan? 30.000? yuh amınakoyim naptın? ben böyle istiyorum, tamam lan. ben de bunları 1 tanesinde topluycam. en güçlü benimki olucak. biri hindistan'a, bir ortadoğu'ya. orada yeşertmişler bu masalları. öyle bir hal olmuş ve insanlar kendi yazdıkları hikayeye o kadar inanmışlar ki... milyonları peşlerinden sürüklemişler. kan dökmüşler. kendi masalına değil de başka masallara inananları kılıçtan geçirmişler. yani demişler ki ahmed arif, cemal süreyya'dan daha iyi yazıyor. yok efendim cemal daha iyi. vurmuşlar kırmışlar. ne için? sırf insani özelliklerin alayını taşıyan bir tanrı için. ben buna karşılık bilimin güzelliğini savunanlardanım. hepimiz bilimi savunalım, demiyorum tabi ki. ama ben bunu savunuyorum. mesela miller deneyi, m kuramı, biyolojik çorba kuramı, klasik evrim teorisi, modern evrim teorisi, sicim kuramı, katman evren kuramı, yaprak evren kuramı, vs... bunları seviyorum ben. bunları okuyorum. araştırıyorum. cern'deki bir higgs bozonu haberi, beni hz. muhammed'in ay'ı ikiye yarma rivayetinden daha çok heyecanlandırıyor. koskoca uydu amınakoyim lan. nasıl yarılsın ayrıca. neyse. bunların çoğunu bilmiyor adam. okumamış. ama ben dinle alakalı şeyleri okudum. paganizm'den tut, satanizm'e kadar hem de. mesela bugünkü hristiyanlık uygulamalarının alayının paganizm'den geldiğini, isa'nın son güneş tanrısı olduğunu ve bu yüzden de ibadet günlerinin sun-day olduğunu biliyorum ve bunu anlatabilirim. çoktan yazılı tarihe geçmiş insanlığın neden isa ile ilgili tek bir cümle yazmadığını da, isa'nın aslında yaşayan bir kişi olmadığını, güneş tanrılarına verilen bir isim olduğunu ve tarihte isa ile aynı özellik ve yaşama sahip 24 tane daha tanrı olduğunu, en meşhurlarının da mısır güneş tanrısı ra olduğunu söyleyebilirim. ben okuyorum, arkadaşım. bunu böyle bir üstünlük taslamak için söylemiyorum. bilmiyorsam, bilmiyorum der öğrenmek için elimden gelen çabayı gösteririm. ben sadece inanmayı değil, bilmeyi seçtim bu kadar.
bu noktaya kadar kendimle ilgili olan kısmı anlattım. şimdi diğer arkadaşlarla ilgili kısmı anlatıcam:
arkadaşım, benim inancım bana. sorduğun zaman bunları söyleyeceğim. ben senin inancına karışmıyorum. ama efendim, sen yanlış yoldasın, doğru yola gel, demiyorum. sen de bana deme? lan dalyarak; senin inancına göre; cehennemde yanacak olan benim. korkudan altıma sıçacak olan benim. bundan sana ne? seni ne ilgilendirir? seni ne alakadar eder? amman doğru yola gel. ne o? benim dinim. ispatı? kuran. ispatı? kuran. ispat? kuran. bu döngünün sonu yok. kuran'daki bir kıssanın ispatı olarak bana yine kuran'ı gösteriyor adam. ona bakarsan ben de da vinci'nin şifresi'ne inanıyorum, nolucak? bence var o kase. ispatı? da vinci'nin şifresi kitabı. ispatı? da vinci'nin şifresi kitabı. lan zaten orda yazıyor o. işte bu tarz adamlar geliyor, aman doğru yola gir. yahu arkadaşım, sen ''i-na-nı-yor-sun''. neye? onun doğru yol olduğuna. ben inanmak yerine, ispat etmeyi seçiyorum. bilimsel ispat. lütfen artık azıcık saygı amınakoyim ya. ben kelle kesmiyorum arkadaşım, belime bomba bağlayıp sağda solda patlatmıyorum, 9 yaşındaki kızlara uçkur çözmüyorum, karım öldükten sonra 8 saat boyunca sevişmeyeceğim (nekrofili miyim amınakoyim ben), cennette memesi yeni tormurcuklanmış bakire kızlar istemiyorum, aletimin sürekli dik olmasını istemiyorum, 5 adam gücünde olmak istemiyorum, sürekli bir tanrıyı övmek istemiyorum, ne yapacağımı bildiği halde beni yakmakla tehdit eden bir varlığa tapmak istemiyorum. bunu önerebilirsiniz; eyvallah, derim. ama bunu doğru yol olarak dayatanlara da ''be ebeyin amı'' demek istiyorum.
ha, hadi az bilinçlen diye; bugünkü ve geçmişteki bildiğimiz bir çok dinin de kökenini anlatan iki belgesel koyayım şuraya:
bu noktaya kadar kendimle ilgili olan kısmı anlattım. şimdi diğer arkadaşlarla ilgili kısmı anlatıcam:
arkadaşım, benim inancım bana. sorduğun zaman bunları söyleyeceğim. ben senin inancına karışmıyorum. ama efendim, sen yanlış yoldasın, doğru yola gel, demiyorum. sen de bana deme? lan dalyarak; senin inancına göre; cehennemde yanacak olan benim. korkudan altıma sıçacak olan benim. bundan sana ne? seni ne ilgilendirir? seni ne alakadar eder? amman doğru yola gel. ne o? benim dinim. ispatı? kuran. ispatı? kuran. ispat? kuran. bu döngünün sonu yok. kuran'daki bir kıssanın ispatı olarak bana yine kuran'ı gösteriyor adam. ona bakarsan ben de da vinci'nin şifresi'ne inanıyorum, nolucak? bence var o kase. ispatı? da vinci'nin şifresi kitabı. ispatı? da vinci'nin şifresi kitabı. lan zaten orda yazıyor o. işte bu tarz adamlar geliyor, aman doğru yola gir. yahu arkadaşım, sen ''i-na-nı-yor-sun''. neye? onun doğru yol olduğuna. ben inanmak yerine, ispat etmeyi seçiyorum. bilimsel ispat. lütfen artık azıcık saygı amınakoyim ya. ben kelle kesmiyorum arkadaşım, belime bomba bağlayıp sağda solda patlatmıyorum, 9 yaşındaki kızlara uçkur çözmüyorum, karım öldükten sonra 8 saat boyunca sevişmeyeceğim (nekrofili miyim amınakoyim ben), cennette memesi yeni tormurcuklanmış bakire kızlar istemiyorum, aletimin sürekli dik olmasını istemiyorum, 5 adam gücünde olmak istemiyorum, sürekli bir tanrıyı övmek istemiyorum, ne yapacağımı bildiği halde beni yakmakla tehdit eden bir varlığa tapmak istemiyorum. bunu önerebilirsiniz; eyvallah, derim. ama bunu doğru yol olarak dayatanlara da ''be ebeyin amı'' demek istiyorum.
ha, hadi az bilinçlen diye; bugünkü ve geçmişteki bildiğimiz bir çok dinin de kökenini anlatan iki belgesel koyayım şuraya:
26 Ağustos 2013 Pazartesi
fak dı sistım
birkaç haftadır iş görüşmeleri yapıyorum. en sikindirik mülakatlara giriyor; en olmadık adamlara hoş görünmeye çalışıyorum. bu psikoloji çok tanıdık. öylesine tanıdık ki 40 yıllık bildiğim birisi gibi. hani o herkesin bahsettiği; ''ıyy o mu, sakın onla konuşma'' dediği kişi işte bu. şimdi onunla muhatap oluyorum. uzun zamandır. ve koyan o kadar çok şey var ki. para yok zaten kafadan. çalışmıyorsun. üstüne üstlük devlet (şu amınakoduğumun devleti) sikindirik bir sağlık sigortası için çalışmayanı aylık 350 tl borçlandırıyor. gelir beyanı vermek gerekiyor. yani battıkça batıyorum. bankalar bi yerden bastırıyor. telefon faturası, internet faturası vs... hepsi öyle büyüyor ki gözünde. ve sürekli duyduğum şu hikayeler iyice çileden çıkarıyor adamı. falan kişi şurda bi sik yapmadan 5.000 tl maaş alıyor. bilmem kim şu kadar para alıyor gibi şeyler. az biraz düşününce cidden öyle. ben bir işe girecek olduğum zaman; üniversite mezunu halimle; ilkokul, ortaokul, lise mezunu adama patron demek zorunda kalacağım. neden? çünkü o orospu çocuğu işle alakalı bir sikten haberi olmamasına karşın zamanında bok gibi para kazanacak bir kapısı, amcası, dayısı olduğu için. bu koyuyor. en boktan mesleklere, hatta temizlikçiliğe bile girmek için mutlaka birilerine para yedirmek zorunda olduğunu bilmek koyuyor. babamın, alın terini, el emeğini; götü geniş, yağ bağlamış, sıfatsız, suratsız, göt yalamaktan diline bok sıvanmış adamlara vermek için biriktirdiğini bilmek koyuyor. bu en çok, bir halta yaramayacağımdan dolayı bari en azından bu yolla bir iş sahibi olmamı istediklerini düşündürdüğü için koyuyor. yani akşam sofraya oturulduğunda konuşulmuyor tabi bunlar. üstü kapalı hep, bakışlarda buluşuyor sözcükler. babam yorgun. anam yorgun. yaşlanıyorlar. ayı gibi adam olan ben ise bi sike yaramadan her gün kahvehanelerde ömür çürütüyorum. elalem cidden sadece akşama kadar feysbuk, tivitır, haber siteleri gezip 30.000 tl parayı kıvırıyor ayda. cidden sadece bu işi yapıyorlar ya. valla bak. gözümle gördüm. burada bir inşaat firması var. baya büyük bi firma. 20 küsür inşaat mühendisi çalıştırıyor yanında. ve patron deyip, eline baktıkları adam elin diyarbakır'ından gelmiş ilkokul mezunu bir adam. konuşmaktan haberi yok. bıyıkları çeneye inmiş. gömlek göbeğe kadar açık. karşısında filinta gibi takım elbiseli, beyaz gömlekli mühendisler ip gibi diziliyor. niye? vereceği sikindirik 3 kuruş maaş için. özel sektör böyle bişi. amınakoyim ben o hizmet sektörünün. anasını avradını sikeyim. bu denli kızgınım. bu denli yerle yeksan ve iğrenç bir sektör. bu kadar işçiyi hunharca siken ve sadece işletmenin zevk aldığı bir sektör. hani sikildiğin için; tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak durumu da yok. bildiğin acımasızca geçiriyorlar işçiye. yemin ediyorum, kanının ilik ilik, damla damla çekildiğini, sömürüldüğünü hissediyorsun. günde yaklaşık 12 saat, hatta bazen daha fazla çalıştırıyor ama 750 tl maaş veriyor. kodumun işletme müdürleri, patronları milyarları sayarken sen 300'ünü şuraya 200'ünü şuraya versem, şu kadarı bana kalıyor çay sigara parası hesabı yapıyosun. mecbursun. neden mecbursun. bir yandan da ülkenin abazalığından mecbursun. biz am'a, göte, memeye çok meraklı bir millet olduğumuz için, işletmeler de doğal olarak bayan eleman arıyor. amınakodumun demir-çelik işletmesinin muhasebesine eleman arıyorlar ama bayan olacakmış. neden amınakoyim, neden? memesinin çapını da mı geçeceksin mal varlığı olarak? neden? dosyaları odana koyup, o kız dosyaları alırken götüne bakıp, masa altında 31 mi çekeceksin? beleşe çalıştırıp, gün boyu sikecek misin? neden? bir insan neden bayan muhasebeci arar amınakoyim? sorsan güven meselesinden girer. daha önce bundan bi arak yaptıysa bir erkek muhasebeci, ona yaslar yalanların hasını. siktir ordan diyemiyosun işte yüzüne. desen kaç yazacak ki? nereye gitsen kadın amınakoyim. sürekli bayan eleman, bayan eleman. hayır adamlar da haklı. atıyorum bi bayanı al kafeye. giydir mini eteği. satış patlaması yaparsın. ha, burada bayanlardan meta olarak söz ediyorum, evet. neden? çünkü piyasa cidden öyle. bayan dediğimiz kişi bir çalışan evet ama aynı zamanda işletmenin malı. girişte hiçbirine sen bizim malımızsın demiyorlar. ama öyle bir kullanıyorlar ki... bu konuda pozitif ayrımcılıktan ziyade eşitlik ve adaletten yanayım ben. birgün aklımda var. ulan diyorum, sat varını yoğunu. al bir silah. doldur şarjörünü. git nerde, ne kadar, milleti işe sokmak için alnının teriyle kazananlardan alıp, gazinolarda, içki masalarında karıya kıza yediren orospu çocuğu kodaman varsa sık kafasına. ben yiyemiyorsam siz de yemeyin amınakoduklarım. adamlar burda eşek gibi çalışıyor. tarla, fabrika, maden, inşaat, yarak kürek demiyor. ama bu koduklarım ne yapıyor? adam tek kelime türkçe konuşmaktan aciz, anadil gibi ingilizce istiyor amınakoyim. bak bak bak. lan dalyarak! siktirgit kendin öğren önce. ama işte o tamam inceleyelim deyince içinde kalıyor bu sözler. belki bir umut hesabı. okul bir sike yaramıyor arkadaş. gerçekten bir sike yaramıyor. sadece boktan bir kağıt parçası veriyorlar; o. onu da kıvır götüne sok zaten. başka bi şeye yaramaz o kağıt. üniversiteyi yeni bitirmiş adamdan 5 yıl, 3 yıl iş tecrübesi istiyorlar. anamızın karnında staj yapıyoruz zaten amınakoyim. bu ülkede bir sikim olmaz arkadaşım. hiç bir sikim olmaz. 70 yaşında adam enter tuşunu yarım saatte buluyor. hala memur. lan bi siktirgit amınakodumun çocuğu. bi siktirgit. siktirgit de gözü gören, eli ayağı tutan birileri gelsin oraya. defol git, öl bi yerde amınakoyim. devlet beni çalışmadığım için borçlandırıyor. kentsel dönüşüm sikkoluğu için borçlandırıyor. napıcakmış? evimi yıkıp, yerine 5 katlı apartman dikecek, bir katını bana verecek, diğerlerini satacak ve üstelik eski tapu değerimle yeni tapu değerini karşılaştırıp, aradaki farkla beni borçlandıracak? yok ya! amınakodumun devleti, ben senden ev istemedim, bark istemedim. sen elalemden borç alacaksın, benim kurulu düzenimi bozacaksın. bu borçları yine bana ödeteceksin. vergi üstüne vergi bindireceksin. sonra kendine sadakat bekleyeceksin. siktir ordan. söylenebilecek tek bir şey var. ülkede 20.000.000 insanın kellesini alacaksın. şu kamburları, hainleri, orospu çocuklarını temizleyeceksin. din'i komple yasaklayacaksın. ondan sonra aydınlığa kavuşur ülke amınakoyim. sonuç olarak ortalama 75 - 80 yıllık kısacık bir ömrüm var. ve ilk çeyreğinden fazlasını zaten bitirdim. kalanı da bir ensesi kalının götünü kaldırmak, cebini doldurmak, gururunu okşamak, egosunu tatmin etmekle geçirmeye niyetim yok. bu yüzden beyin göçüne evet. bu yüzden hedef yurtdışı. bana bugüne kadar bi sik sağlamamış ülkenin de canı cehenneme! velhasıl kelam; fak dı sistım!
15 Ağustos 2013 Perşembe
melek gibi hatun
ne alırdınız? kola var mı? var efendim. bardakta mı arzu edersiniz, yoksa kendi kabında mı getireyim? kendi kabı ne amk? kendi kadında olsun lütfen. peki efendim. hemen geliyor. teşekkür ederim. bu sıkıcı elitist konuşmadan sonra gözlerimin içine baktığını farkettim. ee, dedi. ee, dedim başımı iki yana sallayarak. bişi demiycek misin? ne diyim yav? yahu sana melek'le serdar'ın ayrılığını anlatıyorum. çocuk bunu bi başkasıyla yakalamış diyorum. ikisi de arkadaşımız. bişi yapmayacak mıyız? beni bunun için mi çağırdın buraya? melek orospuluk yapmış, serdar boynuzlanmış ve biz ne yapabiliriz? bunu mu konuşacağız. ya sen ne kadar umursamaz biri olup çıkmışsın yaa! ben seni böyle bilmezdim. ben seni hiç böyle bilmezdim. nolmuş sana y... şşşt, ya bak, bundan bana ne? bundan sana ne? bu ikisinin arasındaki ilişki. ben bunu anlamıyorum ya. serdar bana sevişirken hangi pozisyonu deneyeyim diye mi soruyor? ne kadar ilişkinin içindeyiz? kaldı ki neden içinde olalım? onlar varken bize bok yemek düşer. ağzının kenarında boncuk kalmış, sil istersen... ya, ufff, tamam yaa. neyse kalkalım mı? yoo, ben kalkmıycam. sen gidiyo musun? evet? ha bunu konuşmaya geldik yani buraya? ben duş aldım, evden çıktım, dolmuşa bindim, terledim, duş aldığım bi sike yaramadı, geldik buraya, kolayı da söyledim ve serdar, melek'i başka bi adamla bastı'yı konuşmadık diye şimdi gidiyosun yani? offf, senle uğraşamıycam. öyle mi? ya sen ne kadar umursamaz olmuşsun böyle ya? ben seni hiç böyle bilmezdim... cümlemi tamamlamamı beklemeden çoktan çantasını almış gidiyordu. bi yandan haklı olabileceğini düşündüm. ne yapayım amınakoyim? serdar bildiğin mal. boynuzlanmış. en azından çocuğu bi arayıp, moralini düzeltmeye çalışayım diye düşündüm. sonra vazgeçtim. ne diyecektim ki? boşver kanka herkes boynuzlanıyo yaa, bi sen misin sanki? falan mı diyecektim. acısını yaşasın, dedim kendi kendime. yaşasın ki akıllansın. bu acıyı tatmalı. tatmalı ki güçlenmeli. acayip felsefe yaptım iki dakkada; garsonun uzattığı kabında kolayı alırken. ayrıca bu kızların her ilişkiye karışma gereği duymalarını anlamıyorum. yahu sana ne amınakoduğum. sana ne göt. ilişkiyi yaşayan bir kız bile bu kadar içinde değil ilişkinin. kız kalkmış, hariçten ilişkiye karışıyor. senin üzerine ne vazife ki böyle bişi. moruk, buradan sevgili olan kızların arkadaşlarına sesleniyorum. sevgilisi olan kızın hayatından siktir olup gidin, lütfen ya. valla bak. böyle bi sapıklık yok lan. sen orda iki dedikodu çeviricen diye, kızı dolduruyor da dolduruyor. hayır, taktik de güdüyor orospular. hem çocuk piçin teki diyorlar; hem iyi çocuk diyorlar. neden? çünkü kız kötü ayrılırsa çocuk piçti zaten diyecekler. iyi ayrıldıysa, iyi çocuktu ya diyecekler. ikisinde de ben demiştim deme şansları var. küçük hesaplar peşindeler. neyse, kabında koladan ilk yudumumu aldıktan sonra telefonumu çıkardım. bişeyler karalamaya niyetlendim. çünkü mekanda bütün şehri görebiliyordum. tam da böyle balkon tarzı bi yerindeyim mekanın. boşa gitmesin. temiz hava, güzel ortam. bir iki karalarım diye düşünüyorum. tam kalemi elime aldım, ekranda bir iki karalama yapmaya başladım. garson yaklaştı. az önce beyefendi'li falan konuşan adam gitti. yerine kamyon şöförü geldi amınakoyim. abi sen karakalem mi çiziyosun? karakalem çizmek... yoo, dedim. ben karikatürle uğraşıyorum. abi ya, bişi sorucam. sana zahmet olmazsa ben sana kızla benim fotoğrafımı versem, bi karikatürümüzü çizer misin? ne kadar diyosan veririm abi. ya şimdi ben... abi valla çok mutlu edersin ya, ha? bak, ben... hem kız arkadaşım da mutlu olur. olmaz mı? ben port... doğum günü de yaklaşıyo abi. hediye olarak veririm. be ebeynamı! bi sus da beni dinle amınakoyim. diyesim geldiyse de kendimi tuttum. bi dinlersen... dedim sertçe. sustu. bak, ben bunun eğitimini almadım. dolayısıyle portre çizemiyorum. o yüzden yapamam. milyar versen de yapamam. tamam? yaparsın be abi ya? yapamam olm. yapacak olsam yapayım. seni kıracak değilim. içten içe esnaf ayağının dibine vurduğumu hissettim. tamam abi, bigün çizersen haberim olsun ama. ilk müşterin benim, ehehe. diyerek ayrıldı yanımdan. ben de bir iki eskiz attım, kolayı içtim ve mekandan ayrıldım. sakinlik ve dinginlik hoşuma gitmişti. serdar'dan haber alamadım. büyük ihtimal kendini eve kapatmış, melek'e mesaj üstüne mesaj atıyordu. büyük ihtimal; ben sana o kadar değer verdim, senin yaptığına bak! ayarındaydı. hatta kızmışsa orospu da diyemediğinden; senin yaptığını başkası yapsa direk kaşar derler, gibi pısırık mesajlar atıyordu. hani sen gene kaşar değilsin de, hani başkası yapsa kaşar diyebilirler belki gibi geldi bana... tam olarak da bunu kastederek yazmıştır. öyle bir mal serdar. bu satırları okuyosan kardeşim, bu satırlar (her iki anlamda da satır) götüne girsin cemali nur kaplı kardeşim benim. o kız da tam bir orospuydu serdar. söyliyim de içimde kalmasın. bi bana vermedi. neden vermedi bilmiyorum ama vermedi. serdar'ı o olaydan çok sonra gördüm. üniversite okuyan kardeşinin yanına gidecekti. mutluydu lan. gülümsüyordu. kafa tokuşturarak selamlaştık. kafam acıdı. boynuzdan mı, kafası kalın olduğundan mı bilemedim. ah serdar; 31 zamanı geyiklere dalaşan serdar...
güzel bir öğleden sonra tekrar mekana çıktım. kabında kola sipariş ettim. aynı garson oradaydı. yüzünü ekşitiyor. hayırdır, dedim. daha önceki muhabbetten gelen samimiyetle, sorma abi ya, dedi. noldu lan? abi hani sana söylemiştim ya kız arkadaşım var, çizer misin? diye. ee? kız beni 3 aydır aldatıyomuş abi. dün öğrendim, dedi. yapma ya, dedim. valla, dedi. gitti. mekandan ayrılırken, görüşürüz, dedim. görüşürüz abi, dedi. elini uzattı. ya sıcak mı geçti nedir, burnum akıyor, bu seferlik sadece tokalaşalım, sana da bulaştırmıyim, dedim. tokalaştık gereksiz yere ve ayrıldım. kafa tokuşturur falan. boynuzu moynuzu tosar. riske atmaya gerek yok.
3 Ağustos 2013 Cumartesi
ayla'nın titreyen memeleri
kızla buluşacaktık, belki eve gidecektik, gidersek de büyük ihtimal sevişecektik. cepte 70 lira para. lakin bir büyük devirdik o gün. has gönlümüze ağladık. bir dostun derdini, bir kadının koynuna tercih ettik. mezeye de çıkışmadı paramız. sek içince yek devrildik masadan. bir iki sarhoş beden çekilir köşeye, toplanır amma, düşmeden kırılan yüreğin parçaları kaybolur çoktan. masada kadın yoksa da, uğruna içilen bir kadın vardı hep. yeni rakı içe içe eskidik. ne vakit duysam bir rakı fabrikası daha açtığını yeni rakı'nın; o zaman sevinirim. verdiğimiz paranın yeri bellidir artık. cümbüşünde bayıldığımız, belinin kıvrımlarında kaybolduğumuz, balık etli dansöz ayla... ankara pavyonlarının gülü. ta ki sırattan o elim ateşe düşene dek sevdalım. çıkar ulan parayı. çıkar da sıkıştır memesine! belde silah doluşur kabadayılar. ceket iliklememek olmaz. ne diyorduk. kızla buluşacaktık. belki sevişecektik. ama ayla'ya değer. senin için ölümü göze aldım orospu! hangi kabadayı düdüklüyor seni!? allah herkese nasip etmez böyle dilberi. kaç adam vurmak lazım ayla? bedelin parayla ödenmiyor belli ki. can istiyorsun, can. ah, titreyen kalçalarına kurban. heyecandan titreyen ellerim sarar mı belini birgün? kız soğukta beklemiş. ben ayla'nın düşünde. yıkıldığımız yerden sürgün ettiler bizi. kalk lan, dedim. kalk çavuş. bu iş olmayacak böyle. gönül ferman dinlese, uçkur dinlemiyor bu defa. ölmüş babanı sikeyim, kalk! açtım anamın sandığını. iğne oyalarının arasından söktüm çıkardım pederin yunan vurduğu beylik tabancasını. kafa o biçim kıyak. bastım girdim içeri pavyondan. götü bütünler götürüyor yavruyu! heeeeyt, dedim. çengiler sustu. ayla'nın sütyenden taşan memesine takıldı gözlerim. 2 el sıktım havaya. altıpatlarda kaldı 4 kurşun. en büyüğünü seçtim kabadayıların. tam göğsüne, tak! bi de yaverine... baktım mekanda ordu var sanki. namlular doğruldu yüzüme karşı. ayla'm kaskatı kesilmiş. merak etme yavru. alacam seni de yanıma. bir kurşun da ona sıktım. tam kalbine nişanladım ki nasıl ona vurulduğumu anlasın kahpe. son kez titredi ayla'mın memesi. pullu elbisesi yere saçıldı şakır şakır. tüm namlulara sürüldü mermi. heeyt be, bende size yem olacak göz var mı lan? son kurşunu sakladım kendime. çenemin altından, göğü seyret! şair adamla dost olacaksın haspam. şair adam anlatır hikayeni en iyi. ardımdan deyivermiş dizeyi, babasının ölüsünü siktiğim. cehennem'de serinliğim oluyor nane. ah ulan, seni de mi vursaydım kahpenin dölü!
soğukta bir adam.
soğukta bir kadın.
sevişirlerdi belki, eğer buluşsalardı.
şimdi birinin yanağından sızan kan donuyor.
birinin yanağında çoktan donmuş gözyaşı.
şimdi ayla da ben de cehennemdeyiz. ayla'mın ateşi cehennemden büyük. memeleri yanıyor ayla'mın. amınakodumun karısı; dünyada yaktın, bari burda yakma beni...
soğukta bir adam.
soğukta bir kadın.
sevişirlerdi belki, eğer buluşsalardı.
şimdi birinin yanağından sızan kan donuyor.
birinin yanağında çoktan donmuş gözyaşı.
şimdi ayla da ben de cehennemdeyiz. ayla'mın ateşi cehennemden büyük. memeleri yanıyor ayla'mın. amınakodumun karısı; dünyada yaktın, bari burda yakma beni...
30 Haziran 2013 Pazar
ekenler dize kadar
''çocuk olsaydı, ağzını sonuna kadar açar, düşen kar tanelerini yakalamaya çalışırdı. oradan oraya koşardı. kardan adam yapardı ve evde her daim bir havuç bulunurdu. annesini düşündü. yemeklerini özlemişti. babası hala tır başında direksiyon sallıyor olmalıydı. kimbilir; belki bir gün yolu bu taraflara düşerdi. ama bunu hiç istemezdi.
bu hayal dünyasından acilen çıkması gerektiğini düşündü. uzandığı kaya karla kaplanmaya devam ediyordu. kar gece boyunca aralıksız yağmıştı. üç gündür aynı kaya üzerinde bekliyordu. ulu dağların arasındaki vadiyi net görebileceği bir yer seçmişti kendine. Vadinin ortasından uzayıp giden yer yer kırılmış asfalt bir yol uzanıyordu. her yer bembeyaz bir örtünün altındaydı. sevkiyatı bekliyordu. silahın üzerinde biriken karları sildi. 15 dakikadır uyuyan gözcsüne baktı. uyandırmanın zamanıydı. fazla uyursa uyşukluk çöker; ayıkamaz ve donarak ölmesi işten bile olmazdı. neden sonra yolun ucunda bir hareketlilik sezdi. hemen gözcüsünü uyandırdı. zaten yarı uyanık olan gözcü hemen kendine geldi ve yerini aldı. dürbünü gözüne götürdü ve teyit etti. bu bizim hedefimiz. silahını son bir kez kontrol etti. namluya mermiyi sürdü ve doldurdu. dürbünün ayarını kontrol etti. hava buz kesiyor ve kar yağmaya hala devam ediyordu. rüzgar güçlüydü. tek bir şansı olacaktı. üç gündür bunun için bekliyordu. eski model ford marka araçlar vadinin girişinde durdu. 3 araç vardı. ilk araçtan iki kişi indi. silahlıydılar. ardından vadinin ortasından 2 aracın daha vadi çıkışına doğru ilerlediğini gördü. alışveriş orada yapılacaktı. silahın dürbününden olan biteni izliyordu. rüzgar oldukça sertti. gözcüsüne güvenmek zorundaydı. adamlar etrafın güvenli olduğuna inandıktan sonra patronlar arabalardan indiler. kalın paltoları altında iyice küçülmüş görünüyorlardı. ancak paltoları yine de onlar bir heybet katmıyor değildi. ikisinin arasında yaklaşık 10 metra vardı. o mesafeden konuşuyorlardı. silahlı adamlar etraflarında bekliyordu. tek bir yanlış harekette ortalık savaş alanına dönecekti. vakit daralıyordu. her an anlaşmadan vazgeçip dönüp gidebilirlerdi. bu adamı böyle yakalamak için çok çalışmışlardı. askeri bir operasyonla halletmemek için bir çok sebepleri vardı. bu yüzden temiz bir iş çıkarmak istemişlerdi. gözcü sık sık koordinat veriyor; atış için hazır olmasını istiyordu. tüfeğini düzeltti ve atış için hazırlandı. nefesini kontrol altına almaya çalışıyordu. hazırım, dedi. gözcü sık sık tekrarlayarak rüzgarı, mesafeyi, basıncı, sapma payını ve hedefleme derecelerindeki değişikliği bildiriyordu. iyi bir nişancıydı. başarabileceğini biliyordu ama hiçbir şeyin kesinliği yoktu. vakit iyice daralmıştı. parmağıyle tetiği kavradı ve bastı. namlunun alevi etrafında uçuşan iki kar tanesini savuracak kadar sertti. mermi saniyede 800 m. hızla yivden çıkmmıştı. 4 adet kar tanesini parçalayarak yoluna devam etti. o kısa süre içerisinde kar tanelerine daha fazla üzüleceğini düşündü.''
olm kalk, lan. noldu olm? iki saattir şunun başındasın, ne yazıyosun amk saçma sapan. he amk, he saçma sapan. bi bok da bilse içim yanmıycak. kızlarla buluşmaya gidecektik. hadi olm geç kalıcaz lan. tamam ya, hazırım işte. bi parfüm sıktım mı tamamdır. sen hazırlan asıl. hala baksırla duruyon. eliyle apış arasını kaşıdı. tamam kanka, hazırlanıyorum madem ben. sen de çabuk bitir şunu. tamam.
gittiğimizde kızlar daha gelmemişti. biz gecikmiştik ama kızlar daha da geçikmişti. gelirler kanka şimdi. olm sana ayarlıycak olduğumda bir göt var; ufff! götüyle mi film izliycem olm, ben? götlü başlı mı yatıcaz yatağa? götüyle mi konuşucam? oo 69 diyosun kanka. yakışır. lan bi siktirgit yaa. tamam lan kızma. gel dışarı çıkalım da iki dal öldürelim bari amk. tamam. olm var ya biri coğrafyadan bak. on numara hatun. izmirli. diğeri de kocaeli'nden. o da iktisat'tan. ikisi de taş. bi gelsinler; görceksin zaten. dibin düşücek. boş konuşmayız olm biz. görcez bakalım.
15 dk. sonra...
kahve? olur. 2 tane orta. peki efendim.
10 dk. sonra...
meyva suyu içiyo musun kanka? olur. 2 tane şeftali. peki efendim.
15 dk. sonra...
ben çay alıcam ya, istiyo musun? içelim. 2 çay, biri açık. peki efendim.
10 dk. sonra...
kanka ben şey söylüycem ya, neydi lan o past... kalk lan, kalk! siktirgit burdan. paranı bok edicen, iki kız gelicek diye amınakoyim. olm bi işleri çıkmıştır ya. lan dallama, ekmiş kızlar! o götü süper dediğin var ya; hah, o şimdi o götüyle gülüyor işte şuan süper süper. tamam kanka ya, zaten moralim bozuldu, bi de sen vurma. 3 tl bozuk çıkar mı? zerre çıkmaz benden amınakoyim. siktirgit öde. asshole! valla kuruş işlemez benden. sen çaldın benim iki saatimi. sen ödeyeceksin. ama gelselerdi böyle demiycektin dimi? o zaman biz kıza hesap ödetmeyiz ayakları... vaay vaay vaay şimdi böyle olduk he mi? he amk he! al şu 3 tl'yi git hesabı kapat hadi. süpersin kanka. başka param yoktu olm. az sömürdüm senden.
o hesabı öderken dışarı çıktım. gökten ince ince kar başlamıştı. rüzgar çıktı. yarım kalan hikayemi düşündüm. havada kurşun uçar halde asılı kalmış, beni bekliyordu... kör kurşun tabiri tam yerindeydi. bir kere namludan çıkan kurşunun, nelere sebep olacağını, işe yarayıp yaramayacağını kimse bilemezdi. tıpkı bu hikayenin sonu gibi... ben bunları düşünürken arkadaşım çıkageldi. hala söyleniyordu. gelirlerse ekime, gelmezlerde sikime kadar. sikin? o da dizime kadar!
bu hayal dünyasından acilen çıkması gerektiğini düşündü. uzandığı kaya karla kaplanmaya devam ediyordu. kar gece boyunca aralıksız yağmıştı. üç gündür aynı kaya üzerinde bekliyordu. ulu dağların arasındaki vadiyi net görebileceği bir yer seçmişti kendine. Vadinin ortasından uzayıp giden yer yer kırılmış asfalt bir yol uzanıyordu. her yer bembeyaz bir örtünün altındaydı. sevkiyatı bekliyordu. silahın üzerinde biriken karları sildi. 15 dakikadır uyuyan gözcsüne baktı. uyandırmanın zamanıydı. fazla uyursa uyşukluk çöker; ayıkamaz ve donarak ölmesi işten bile olmazdı. neden sonra yolun ucunda bir hareketlilik sezdi. hemen gözcüsünü uyandırdı. zaten yarı uyanık olan gözcü hemen kendine geldi ve yerini aldı. dürbünü gözüne götürdü ve teyit etti. bu bizim hedefimiz. silahını son bir kez kontrol etti. namluya mermiyi sürdü ve doldurdu. dürbünün ayarını kontrol etti. hava buz kesiyor ve kar yağmaya hala devam ediyordu. rüzgar güçlüydü. tek bir şansı olacaktı. üç gündür bunun için bekliyordu. eski model ford marka araçlar vadinin girişinde durdu. 3 araç vardı. ilk araçtan iki kişi indi. silahlıydılar. ardından vadinin ortasından 2 aracın daha vadi çıkışına doğru ilerlediğini gördü. alışveriş orada yapılacaktı. silahın dürbününden olan biteni izliyordu. rüzgar oldukça sertti. gözcüsüne güvenmek zorundaydı. adamlar etrafın güvenli olduğuna inandıktan sonra patronlar arabalardan indiler. kalın paltoları altında iyice küçülmüş görünüyorlardı. ancak paltoları yine de onlar bir heybet katmıyor değildi. ikisinin arasında yaklaşık 10 metra vardı. o mesafeden konuşuyorlardı. silahlı adamlar etraflarında bekliyordu. tek bir yanlış harekette ortalık savaş alanına dönecekti. vakit daralıyordu. her an anlaşmadan vazgeçip dönüp gidebilirlerdi. bu adamı böyle yakalamak için çok çalışmışlardı. askeri bir operasyonla halletmemek için bir çok sebepleri vardı. bu yüzden temiz bir iş çıkarmak istemişlerdi. gözcü sık sık koordinat veriyor; atış için hazır olmasını istiyordu. tüfeğini düzeltti ve atış için hazırlandı. nefesini kontrol altına almaya çalışıyordu. hazırım, dedi. gözcü sık sık tekrarlayarak rüzgarı, mesafeyi, basıncı, sapma payını ve hedefleme derecelerindeki değişikliği bildiriyordu. iyi bir nişancıydı. başarabileceğini biliyordu ama hiçbir şeyin kesinliği yoktu. vakit iyice daralmıştı. parmağıyle tetiği kavradı ve bastı. namlunun alevi etrafında uçuşan iki kar tanesini savuracak kadar sertti. mermi saniyede 800 m. hızla yivden çıkmmıştı. 4 adet kar tanesini parçalayarak yoluna devam etti. o kısa süre içerisinde kar tanelerine daha fazla üzüleceğini düşündü.''
olm kalk, lan. noldu olm? iki saattir şunun başındasın, ne yazıyosun amk saçma sapan. he amk, he saçma sapan. bi bok da bilse içim yanmıycak. kızlarla buluşmaya gidecektik. hadi olm geç kalıcaz lan. tamam ya, hazırım işte. bi parfüm sıktım mı tamamdır. sen hazırlan asıl. hala baksırla duruyon. eliyle apış arasını kaşıdı. tamam kanka, hazırlanıyorum madem ben. sen de çabuk bitir şunu. tamam.
gittiğimizde kızlar daha gelmemişti. biz gecikmiştik ama kızlar daha da geçikmişti. gelirler kanka şimdi. olm sana ayarlıycak olduğumda bir göt var; ufff! götüyle mi film izliycem olm, ben? götlü başlı mı yatıcaz yatağa? götüyle mi konuşucam? oo 69 diyosun kanka. yakışır. lan bi siktirgit yaa. tamam lan kızma. gel dışarı çıkalım da iki dal öldürelim bari amk. tamam. olm var ya biri coğrafyadan bak. on numara hatun. izmirli. diğeri de kocaeli'nden. o da iktisat'tan. ikisi de taş. bi gelsinler; görceksin zaten. dibin düşücek. boş konuşmayız olm biz. görcez bakalım.
15 dk. sonra...
kahve? olur. 2 tane orta. peki efendim.
10 dk. sonra...
meyva suyu içiyo musun kanka? olur. 2 tane şeftali. peki efendim.
15 dk. sonra...
ben çay alıcam ya, istiyo musun? içelim. 2 çay, biri açık. peki efendim.
10 dk. sonra...
kanka ben şey söylüycem ya, neydi lan o past... kalk lan, kalk! siktirgit burdan. paranı bok edicen, iki kız gelicek diye amınakoyim. olm bi işleri çıkmıştır ya. lan dallama, ekmiş kızlar! o götü süper dediğin var ya; hah, o şimdi o götüyle gülüyor işte şuan süper süper. tamam kanka ya, zaten moralim bozuldu, bi de sen vurma. 3 tl bozuk çıkar mı? zerre çıkmaz benden amınakoyim. siktirgit öde. asshole! valla kuruş işlemez benden. sen çaldın benim iki saatimi. sen ödeyeceksin. ama gelselerdi böyle demiycektin dimi? o zaman biz kıza hesap ödetmeyiz ayakları... vaay vaay vaay şimdi böyle olduk he mi? he amk he! al şu 3 tl'yi git hesabı kapat hadi. süpersin kanka. başka param yoktu olm. az sömürdüm senden.
o hesabı öderken dışarı çıktım. gökten ince ince kar başlamıştı. rüzgar çıktı. yarım kalan hikayemi düşündüm. havada kurşun uçar halde asılı kalmış, beni bekliyordu... kör kurşun tabiri tam yerindeydi. bir kere namludan çıkan kurşunun, nelere sebep olacağını, işe yarayıp yaramayacağını kimse bilemezdi. tıpkı bu hikayenin sonu gibi... ben bunları düşünürken arkadaşım çıkageldi. hala söyleniyordu. gelirlerse ekime, gelmezlerde sikime kadar. sikin? o da dizime kadar!
atayist
saçının boya olduğunu düşündüm. değilmiş. o kadar koyuydu ki. uzun zaman olmamıştı tanışalı. hiç yüzyüze görüşmemiştik. ancak ortalama bir kıza göre oldukça zekiydi. güzeldi de üstelik. bende bu sorun var işte amınakoyim. güzel kız gördüm mü en ipten saptan konuları konuşuyorum. ulan yazsana kıza. yok olm. olmaz. gittim akşama kadar blog için hazırlamış ama yayınlamamış olduğum seks hikayesiyle ilgili şeyler konuştum. niye bilmiyorum. bu aralar bir rus'a ihtiyacım var sanırım. o da durumun vehametini anlamış olacak ki; doğum haritası mı ne, ''orospu'' gibi bi ismi var işte, ona bakmak istedi. bakıverdi de sağolsun. akrep çok orospuymuş. ibnenin önde gideniymiş akrep. vizitesi 50 tl.den açıyomuş kapıyı. manukyan'ın kardeşiymiş. ama koç öyle mi? tam bi alımlı kadın. ateşli. şehvetli. oyhhş bi kadın yani koç. akrep gibi değil. kötü yola düşmemiş. gösterip de vermiyo ama. öyle bi kaşar koç da. neyse bunlar böyle merkür'ün evini mi basmışlar, napmışlar; bişi olmuş. benim libidom tavan yapmış. böyle böyle anlattı. hayır, bazısını anlıyorum da bazısını anlamıyorum. şimdi merkür deyince benim aklıma öldürücü radyasyon gelir. hele bi de merkür'ün evi dendiğinde, kirada oturuyoruz lan biz, diye iç çekerim. öyle düz bi adamım. neyse gel zaman, git zaman skype'ta buluştuk. daha önce de konuşmuştuk ama göz gözü görmüyordu onda. tim burton filmlerinden fırlamış gibiydi. ortada uzun saç ve iki büyük siyah nokta vardı. gözlerine öyle bir gölge düşmüştü ki; altıma ıslattığımdan sandalyeden bi müddet kalkamadım. velhasıl kelam; ikinci konuşmamız oldu. ulan ikinci konuşma, ışıklar yanıyo. kız orda tatlı tatlı duruyo. ben? ben mi? dönmüşüm götümü yumurta pişiriyorum. midemi sikeyim. öyle böyle değil. hayır omlet diye başladığım olay, peynirin olmayışını farketmemle düz, dümdüz yumurtaya döndü. onu geçtim siyaset, eğitim, doğum haritası, vs. bi çok konu konuştuk. bütün bu süreçte ben ayı gibi yiyorum. göt göbek zaten arz-ı endam ediyor. yemin ediyorum memelerim büyüyor lan. yakında dekolte falan giyerim belki. çatalımın arasından ter sızar. eli yüzü görünüyor bu defa. güzel kız lan. hanım hanımcık. valla bak. şimdi sen her gördüğüne sulanıyosun, deme. bu öyle değil. hep seviyeli oldu olm bizim iletişimimiz. hatta bu okuduğun blogu bile söylememiştim de başka bi blogdan bakarken cart diye bulmuş. bi gün mesaj attı. ''sen nasıl bi adamsın ya?!'' dedi. aha, dedim. yarra yedik. buldu. neden, yazıp yolladım. gülmekten gözümden yaş geldi diye cevap geldi. olm, o kadar da komik yazmıyorum lan sanki. ne bileyim. hani ilginç olaylar buluyo beni; bulmuyo değil de. bana yazarken çok da komik gelmiyo. rahatladım sonra. ben burda ana avrat falan giydiriyorum. o da masumane, küfür olarak maksimum ''o... çocuğu'' falan yazabilen birisi. tezata gel. ama moruk bişi söyliyim mi? birincisi rahat olacaksın; ikincisi cesur. ben en başta laks diye aradım bunu. şaşırdı falan. nerden esti falan oldu. ondan beri ne zaman araşsak 2-3 saati deviririz. kulağım yeşil şuan. yok lan, yok o kadar da değil. ama çok dolu bi kız. boş değil yani. şimdi bu kadar övüyorum falan; yarın gelip de; abi, numarasını versene be, falan yapma sikertirim. acımam. one shot kill yaparım. eski bi arkadaşı da geçen ağır yazmış buna. karar verecek falan. şans döner lan belki. (göz kırpmalı, ibne gülümsemeli smiley) yarak döner. dönmez olm. çünkü ben atayistim. yani değilim de agnostik diyelim. inanç önemli moruk. valla önemli. yarın ben annemi babamı, bi paket çikolatamı, bi demet çiçeğimi, imitasyoncudan yüzüğümü alıp (param yok amk) gidip istesem, babası bana ilk iş ne iş yapıyosun, diyecek. sonra belki namazımı, niyazımı soracak. olur mu olur olm. kısmet bu işler. ama umut yok. atayistim ve atayiste verilecek kız da yok.
27 Haziran 2013 Perşembe
metro
dudakları dolgun. gözleri yeşil. beyaz tenli. siyah uzun ve düz saçları omuzlarından dökülüyor. ayağında mini bir kot şort. bacakları pürüssüz. göğüsleri dolgun ve dik. kalçası tam kavranacak cinsten. sabahın köründe işe giderken yutkunuyorum. metro sallana sallana durakları aşıyor. biliyorum ki son durakta inecek. kızılay'da. içimden bir ses takip et diyor. bi bok olacağından değil. sadece bu güzelliği daha fazla seyretmek istiyorum. sabah ereksiyonunu çoktan atlattım. gözlerim hala uykulu. metronun yer yüzeyine çıktığı anlarda güneş o kadar güzel bir açıyla vuruyor ki yüzüne; aşık olmamak için kör olmak gerek. ara sıra gözlerimiz buluşuyor. ne göğüslerine, ne bacaklarına bakıyorum. sadece gözleri ve yüzü... kulağında kulaklık var. ne dinlediğini merak ediyorum. gözlerimiz daha sık buluşmaya başlıyor. hem o, hem ben hemen kaçırıveriyoruz o andan kendimizi. çıkarken hafifçe çarpıp; pardon mu desem acaba, diye düşünüyorum. bu kızla konuşmalıyım. ama nasıl? gülümsüyor. hatta gülüyor bana bakarak... kimbilir neler düşünüyor. kendimden şüphelenip duruşumu falan değiştiriyorum. aksi gibi parfüm falan sıkmadım. karnıma ağrılar giriyor stresten. neden olduğunu bilmediğim şeyler düşünüyorum. seviştiğimi falan kurguluyorum. ama bir merhaba dese, aziz'ler gibi sekse tövbe edebilir, sadece onu sevebilirim. ama bunun sadece güzellikle alakalı olduğunun hemen farkına varıyorum. kendimi toparlamam gerek. gözlerimiz her buluştuğunda gülmeye başlıyor. hislerim karşılık mı buluyor acaba? metro sonunda son istasyona giriyor. labirent gibi çıkışlarda gözden kaybediyorum. takip edemem; yetişmem gereken bir iş var. iş yerine gidiyorum. her biri ''iş kaşarı'' olmuş karıların arasındaki masama oturuyorum. bilgisayarımı açıyorum. günaydın arkadaşlar... günaydın, günaydın, günaydın. arka arkaya farklı seslerden karşılıklar geliyor. aklım hala o efsanede. çay getiriyor çaycı abla. birim müdürü son uyarıları yapıyor ve mesai başlıyor. alo ... ... ile mi görüşüyorum? evet, benim. baba adınız ... mıydı ... bey? evet? ben ankara ... hukuk bürosundan arıyorum ... borcunuz için. 02.2013 ve 03.2013 tarihlerinden ödenmemiş ... kadar tutarınız var. üzerine ... kadar faiz işlemiş. dosyanız idari takibe düştü. icrai takibe düşmemesi için uyarı mahiyetinde arıyorum. icrai takip başlamadan borcunuzu ödemek ister misiniz? eğer icrai takip başlarsa bütün avukatlık masrafları, o süreçte işleyen günlük faiz, icra masrafları da dahil olmak üzere oldukça yüksek bir mebla ödeyeceksiniz. ... ... ... ... ... peki beyefendi. ben hakkınızda gerekli işlemleri başlatıyorum. iyi günler. ilk aramadan sonra çişim geliyor. içtiğim çayın da etkisi olabilir. aklımdaki fıstığın da. tuvalete gidiyorum. kemeri çözüyorum ve pantolonun düğmesini açıyorum. o an başıma kaynar sular dökülüyor. hayır, hayır, ufaklık yerinde duruyor. asıl sorun fermuarda. o bakışmalardaki gülüşlerin sebebini anlıyorum. anasını avradını siktiğim fermuarı ya! amınakoyim ben seni icat edenin. orospu çocuğu. bir yandan işemenin verdiği rahatlık; bir yandan rezil olmanın verdiği sinir harbi arasında çavuşun suyunu sıkıyorum. ah çavuş, zalım çavuş iyi ki kapıyı açık bulup da, ne var ne yok diye baş vermedin metroda. o zaman halimiz nice olurdu? o fıstık, ben yer fıstığı. yani her anlamda ''yer'' fıstığı. oyhş!
22 Haziran 2013 Cumartesi
ne tuhaf
ulan canını verirsin normalde. uğurlarına yapmayacağın şey yoktur. hani boğazla dese birini; acımadan ense köküne sokuverirsin bıçağı o orospu çocuğunun. ama para dedin mi duruyosun işte. para amınakoyim, para. yarak kürek bişi. karısını satan adam var ya, anasını satan var. pezevenklik yapıyor adam. çocuk satıyor. insan, hayvan, ot, çöp ne olursa alıp satıyor. bu nasıl bir düzen; bu nasıl bir çarktır amınakoyim ya! canını verirsin annen için, baban için. ama 3 kuruş para için, toplayıp tası tarağı; yerini yurdunu terkediyorsun, evini barkını, köpeğini, kuşunu, yatağını, vs... hepsini terkedip gidiyorsun. dedim ya, toplayıp tası tarağı, yemeye gidiyosun yarağı. sikeyim böyle işi ya...
tamam olm, sakin lan. az kendine gel. olur gider. sıkma tatlı canını, okşa patlıcanını. yaptığım bu buz gibi espriden olacak, içini ısıtmak için bir parça daha rakı doldurdu. olm, anlamıyosun lan. annem hasta amınakoyim, babam ne zamana kadar çalışacak. onlara bişi olsa ta ebesinin amından nasıl gelicem buralara? kanka anlıyorum, valla anlıyorum da napıcaksın amınakoyim. iş yok işte piyasada lan. olsa gir. hem bu işin parası da iyi. yollarsın ailene, az buçuk destek de olursun. süper işte. geçinir gidersin be olm. neden kötüsünü düşünüyosun. mecbursun kanka bazı şeylere. elinde olan bişi değil. kimsenin elinde değil. sözlerim biraz olsun rahatlatmış görünüyordu. neden sonra, gözlerini bana dikti. yak, dedi. ha? yak olm, bi sigara. haa, ver ver. bro, götünü yırtıyosun tamam mı? anasını sikiyosun okulun falan, derslerin. köpek gibi çalışıyosun. köpek gibi. gireceğin hiçbir işte bi sikine yaramayacak şeyleri sike sike öğretiyorlar. yemin ediyorum lise mezunu arkadaşım şimdi paranın amınakoyuyor. okumak kadar saçma bişi yok. burada edineceğin bakış açısını doğru kitapları okuyarak pek ala edinebilirsin. bi sik katmıyor. ha ne var; iki karı sikiyosun, iki ortama giriyosun. tek başına yaşamaya çalışıyosun. millet nedir, ne değildir öğrenmeye çalışıyosun; o. e şimdi böyle canımızı dişimize takıp çalışıyoruz. sonuç? sıfır. asgari ücrete talim amınakoyim. okumuycan olm. siktiğimin sistemin dayatması bu. iki kıçı kırık diplomayı tutuşturuyolar eline. o kağıt olmadan da bi bok değilsin diyorlar.
haklısın, ne diyim... ne desen haklısın da alışırsın be olm. kimler alışmadı ki. çek bakiyim sen. tokuştur kalçayı. kadehlerin çıkardığı ses salonda yankılandı. o gece içtik. çok içtik. mesaiden erken gelmişti. yorgundu. ama bana mısın demedi. vurdu dibine dibine. annesi hastaydı. çok hastaydı. söylemiyorlardı. iyiyim, diyordu kadın. çorbayı babası yapıyordu da ayarını tutturamıyordu. annesi, babası adına özür dilerdi ondan. elimin ayarı kaçıyor artık oğlum. çalışmaya gitti. ayda bir geliyordu. yakın arkadaşımdı. annesi de beni severdi. ben de arada sırada annesini ziyaret ederdim. oğlu yerine koyar, öper okşardı.
bir çarşamba sabahı olan oldu. 11 saatlik yol bitmedi. hastaneye kaldırdık, demişler. yoğun bakımda, demişler. durumu iyiye gidiyor, demişler. yoğun bakımdaki hastanın durumu nasıl iyiye gider amınakoyim? yalan da söyleyememişler. 11 saatlik yol, hasret, özlem, acı, sevgi, merhamet, masumiyet, dürüstlük ve yalan... 11 saatlik hayat. 11 saat sonunda iki damla gözyaşı, yeni traş olmuş çenede buluştu. o kadar büyük haykırdı ki, dağlar parçalanıyor sandık. annesinin yemekleri hep güzeldi. elinin ayarı hiç kaçmamıştı. babasının beceriksizliğini bile üstlenmek isteyecek kadar büyüktü yüreği. içten içe erirken, iyiyim, deyip gülümseyebilecek kadar... hafif de şişmandı hem. şairin dediği gibi: big heart needs big body. susuşmalar başladığı an anlaşılıyordu zaten tükenen çok şeylerin varlığı. akrabalar çoktan toplanmıştı. en son gelmişti arkadaşım. o yol nasıl bitti hiç soramadım. mola yerlerinde ne yaptı? gene tuvalete gidip 1 tl verdi mi? feysbuk'a falan baktı mı gelirken? ekrandan film izledi mi? müzik dinledi mi? uyudu mu? naptı? bir insan canından bir parçayı kaybettiğini bile bile, onu gömmeye gelirken ne yapar? 11 saat bir insan ne yapar?
olm, anlamıyorsun beni... anlıyorum kardeşim. şimdi çok iyi anlıyorum. annemi, babamı, köpeğimi, yatağımı bırakıyorum. toplayıp tası tarağı, yemeye gidiyorum o yarağı. ben de gidiyorum. en çok sevdiğim o iki insanı bırakarak. annem hasta değil, babam da değil. ama o korku, bende bir hastalık. arasıra zihnimi kemiriyor. o gün yanındaydım. bugün yanımdasın. kaderin bana benzemesin de kadeşim... sesi titriyor. hissediyorum. duyuyorum. gözlerinde ışıklar birden çok oluyor. gözleri doluyor. şşş, tamam kardeşim. sabırlı olmak zorundayız. allah'a bir küfür sallıyor okkalıklı. en az küfür yiyen tanrıdır belki. cesaretini takdire şayan buluyorum. varsa, cehennemde sağlam bir yeri garantilemiş olmalı. otobüse bineceğim. 9 saatlik yol gideceğim. mola yerinde işiycem, ikramların dibine vurucam, film izliycem. ne tuhaf. aynı yolun, kaderleri farklı yolcularıyız... bir kişi de çıkıp; bu ne amınakoyim, demiyor. ne tuhaf...
tamam olm, sakin lan. az kendine gel. olur gider. sıkma tatlı canını, okşa patlıcanını. yaptığım bu buz gibi espriden olacak, içini ısıtmak için bir parça daha rakı doldurdu. olm, anlamıyosun lan. annem hasta amınakoyim, babam ne zamana kadar çalışacak. onlara bişi olsa ta ebesinin amından nasıl gelicem buralara? kanka anlıyorum, valla anlıyorum da napıcaksın amınakoyim. iş yok işte piyasada lan. olsa gir. hem bu işin parası da iyi. yollarsın ailene, az buçuk destek de olursun. süper işte. geçinir gidersin be olm. neden kötüsünü düşünüyosun. mecbursun kanka bazı şeylere. elinde olan bişi değil. kimsenin elinde değil. sözlerim biraz olsun rahatlatmış görünüyordu. neden sonra, gözlerini bana dikti. yak, dedi. ha? yak olm, bi sigara. haa, ver ver. bro, götünü yırtıyosun tamam mı? anasını sikiyosun okulun falan, derslerin. köpek gibi çalışıyosun. köpek gibi. gireceğin hiçbir işte bi sikine yaramayacak şeyleri sike sike öğretiyorlar. yemin ediyorum lise mezunu arkadaşım şimdi paranın amınakoyuyor. okumak kadar saçma bişi yok. burada edineceğin bakış açısını doğru kitapları okuyarak pek ala edinebilirsin. bi sik katmıyor. ha ne var; iki karı sikiyosun, iki ortama giriyosun. tek başına yaşamaya çalışıyosun. millet nedir, ne değildir öğrenmeye çalışıyosun; o. e şimdi böyle canımızı dişimize takıp çalışıyoruz. sonuç? sıfır. asgari ücrete talim amınakoyim. okumuycan olm. siktiğimin sistemin dayatması bu. iki kıçı kırık diplomayı tutuşturuyolar eline. o kağıt olmadan da bi bok değilsin diyorlar.
haklısın, ne diyim... ne desen haklısın da alışırsın be olm. kimler alışmadı ki. çek bakiyim sen. tokuştur kalçayı. kadehlerin çıkardığı ses salonda yankılandı. o gece içtik. çok içtik. mesaiden erken gelmişti. yorgundu. ama bana mısın demedi. vurdu dibine dibine. annesi hastaydı. çok hastaydı. söylemiyorlardı. iyiyim, diyordu kadın. çorbayı babası yapıyordu da ayarını tutturamıyordu. annesi, babası adına özür dilerdi ondan. elimin ayarı kaçıyor artık oğlum. çalışmaya gitti. ayda bir geliyordu. yakın arkadaşımdı. annesi de beni severdi. ben de arada sırada annesini ziyaret ederdim. oğlu yerine koyar, öper okşardı.
bir çarşamba sabahı olan oldu. 11 saatlik yol bitmedi. hastaneye kaldırdık, demişler. yoğun bakımda, demişler. durumu iyiye gidiyor, demişler. yoğun bakımdaki hastanın durumu nasıl iyiye gider amınakoyim? yalan da söyleyememişler. 11 saatlik yol, hasret, özlem, acı, sevgi, merhamet, masumiyet, dürüstlük ve yalan... 11 saatlik hayat. 11 saat sonunda iki damla gözyaşı, yeni traş olmuş çenede buluştu. o kadar büyük haykırdı ki, dağlar parçalanıyor sandık. annesinin yemekleri hep güzeldi. elinin ayarı hiç kaçmamıştı. babasının beceriksizliğini bile üstlenmek isteyecek kadar büyüktü yüreği. içten içe erirken, iyiyim, deyip gülümseyebilecek kadar... hafif de şişmandı hem. şairin dediği gibi: big heart needs big body. susuşmalar başladığı an anlaşılıyordu zaten tükenen çok şeylerin varlığı. akrabalar çoktan toplanmıştı. en son gelmişti arkadaşım. o yol nasıl bitti hiç soramadım. mola yerlerinde ne yaptı? gene tuvalete gidip 1 tl verdi mi? feysbuk'a falan baktı mı gelirken? ekrandan film izledi mi? müzik dinledi mi? uyudu mu? naptı? bir insan canından bir parçayı kaybettiğini bile bile, onu gömmeye gelirken ne yapar? 11 saat bir insan ne yapar?
olm, anlamıyorsun beni... anlıyorum kardeşim. şimdi çok iyi anlıyorum. annemi, babamı, köpeğimi, yatağımı bırakıyorum. toplayıp tası tarağı, yemeye gidiyorum o yarağı. ben de gidiyorum. en çok sevdiğim o iki insanı bırakarak. annem hasta değil, babam da değil. ama o korku, bende bir hastalık. arasıra zihnimi kemiriyor. o gün yanındaydım. bugün yanımdasın. kaderin bana benzemesin de kadeşim... sesi titriyor. hissediyorum. duyuyorum. gözlerinde ışıklar birden çok oluyor. gözleri doluyor. şşş, tamam kardeşim. sabırlı olmak zorundayız. allah'a bir küfür sallıyor okkalıklı. en az küfür yiyen tanrıdır belki. cesaretini takdire şayan buluyorum. varsa, cehennemde sağlam bir yeri garantilemiş olmalı. otobüse bineceğim. 9 saatlik yol gideceğim. mola yerinde işiycem, ikramların dibine vurucam, film izliycem. ne tuhaf. aynı yolun, kaderleri farklı yolcularıyız... bir kişi de çıkıp; bu ne amınakoyim, demiyor. ne tuhaf...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)