7 Şubat 2013 Perşembe

big bang


oğlum, kalk yazdır gel şu ilaçları! tamam, anne; cd çekiyorum. şu çıksın, gidicem. bu kilit cümleyi söylememle olay patladı. orda ölsün mü adam? bi ilaç bile yazdırmayacaksan ne işe yarıycan? yahu anne, babam şuan işte farkında mısın? hemen alıp gelsem de içemiycek zaten o ilacı. sen, bize acımıyo musun? yedirdiğimiz emeklere yazık! sana şöyle masraf ettik, böyle fedakarlık ettik. yemedik, yedirdik, içmedik, içirdik. seni doğuracağıma taş doğursaydım. bu günleri de mi görücektim?!

burada bi açıklama yapmak istiyorum. üniversite eğitiminden sonra omuzlarıma binen yük, tüm eğitim hayatım boyunca yaşadığım stresslerden daha fazla. erkekler, kızlara göre bu konuda daha mağdur. kızlar en azından zengin bi görücü bulup, götü kurtarır. ama biz o göt kurtarıcı (ass saver) olmak zorundayız. ağustos gibi geldiğim evimden soğudum git gide. ilk günden "iş bul çalış" muhabbetleri geçmeye başladı. ve bir yerden sonra yaş da 20li yaşların ortalarındayken, bu sözler bende "aileye yük oluyorum" düşüncesi oluşturmaya başladı. bir insanın iyiliği böyle istenmez amınakoyim. böyle yarak kürek zihniyet olmaz. "oğlum, sana bi iş bulalım" da bir cümledir. ama "iş bul, çalış" gibi tek bırakmaz insanı. 1. çoğul şahıs kullanır sonunda. "biz" vardır içinde. vahşi doğada mıyız amınakoyim? kaplan mıyım ben? ne bok yersen ye, deyip atıyorsunuz. 4 yıl boyunca yılda 4 kere 2'şer hafta görüştük ortalama. karşılaştığım tutum bu olunca ister istemez soğudum evden, aileden. babamla o kadar değil. babam idealist bi adam. beni anlayabiliyor çoğu zaman. ama annemin sözleri yenilir yutulur cinsten değil. amınakoyim sanki ben evde göt yayıp, bu yaşta babamdan gelecek parayı bekleyerek yaşamayı planlayan bi adamım da, bana bunları söylüyor. deli gibi iş aradım. sonunda buldum. bu defa da yukarıdaki kavgayı ettik. bulsan da yine onların ekmeğini yiyorsun. bir evde ekmek, kişi zamirlerine bölünüyorsa; o ev, o aile eto gibi bitmiş demektir. o güne kadar sesimi çıkarmamış, saygıda kusur etmemiş ben; anneme, beni doğuran kadına, iki çift laf söyleyip, sövdüm. evet, sövdüm. baya bildiğin küfrettim. şimdi yazının burasında bana ne dersen de, nasıl görürsen gör; pişman değilim. yine olsa, yine yaparım. ihtiyacımız olan oymuş. ilk defa sesimi yükseltiyordum. ben bağırdım, o sustu. ben ortalığın anasını siktim, o sustu. ben küfrettim, o sustu. ulan öyle, böyle rahatlamadım. 5 ayın acısını çıkardım. şimdi ne yatmama, ne kalkmama, ne ekmeğime, ne suyuma karışıyor. laf çekmiyorum. çalışırken kimseye hesap vermek zorunda değilim. kaldı ki sabır küpü de değilim. her söyleneni yemeyin amınakoyim. saygı bazen acayip enayilik olabiliyor.

anne sus! ne suscam; böyle hayırsız evlat görmedim! eeee! yeter be! ulan iki dakika sonra gidicem diyorum, neyin derdindesin sen ya? mal mısın sen? gi-de-ce-ğim! babam burda değil! anlayabiliyo musun? gitme sen, gitme! bu yaşta ben gideyim. sana ettiğimiz masraflar boşuna zaten. oralarda anarşik olup gelmişsin sen! ulan allah'ın gerizekalısı gi-de-ce-ğim diyorum. kapasite yok karıda amınakoyim, kapasite yok. sikeyim yedirdiğiniz paraları, verdiğiniz emekleri, yaptığınız fedakarlıkları! anasını siktiğimin yerinde bir adamın kafasına bu kadar sürtülmez bu. aç mı kaldın siktimin evinde? açıkta mı kaldın? ne bok yedin? yaparken iyi, bakarken kötü amınakoyim. sike sike bakacaksınız! çalışmıyorum amınakodumun yerinde! salak salak konuşup canımı sıkıyorsunuz ya! 5 ay geçti amınakoyim, 5 ay! ne bir aile sıcaklığı, ne bi bok. evi otel gibi kullanıyorum, napıyorsun sen diye sormuyorsunuz bile. ulan yatmaya geliyorum sadece eve. sizin yüzünüzden! 2 dakka sonra gidicem, dedim diye mevzuyu getirdiğin yere bak amınakoyim. yeter lan!

bu cümleleri nasıl bir hırsla kurdum, bilmiyorum. ama kesinlikle ihtiyacım varmış. daha önce milyar kere normal yollardan konuşmaya çalıştığım ailem, meğer bu dilden anlıyormuş. eğer bir kırılma noktası yaşayacaksan, son çare olarak buna başvur. gerçekten. kırılma noktası yaşayamasan da içini dökmüş, rahatlamış oluyosun. bazen kendi kalbini değil, onlarınkini kırman gerekiyor. saygı, kutsal safsataları boyun eğmeye zorlamasın kimseyi. sonuçta onlar da bir kontrol aracı. gerçek ama maalesef çok acı.

29 Ocak 2013 Salı

tuzlu yağmur


git gide muhabbetinden soğuduğum adamlar oluyor. iyi anlaştığım adamlar üstelik. araya bi zaman dilimi giriyor. sen başkalaşıyorsun, o başkalaşıyor. erkek - kız farketmiyor. farklı yaşanmışlıklar, farklı tecrübeler, "hayattan öğrendiğim bir şey varsa..." sözünden sonra gelen farklı sözcükler... hepsi değişiyor zamanla ve itiraf etmeliyim ki korkuyorum. çünkü, hani şu 90larda çocuk olmak geyiği var ya, o tat kayboluyor zamanla. o muhabbetinin bozulduğu, eski tat alamadığın adamlar var ya; hah onlar, beraber top oynarken cam kırdığımız, bilye, taso vb. için beraber kavgaya girdiğimiz, üstümüz kirlendiği için annemizden aynı anlarda dayak yediğimiz adamlar. hatta alt komşu. ağlamasını duyup, "hala dayak yiyo salak" diye düşünüp kendimiz sessizce ağlarken içten içe güldüğümüz adamlar. götü boklu kızlar kıçımıza tekmeyi vurunca iki tek atıp, dertleştiğimiz adamlar onlar. bi bakıyosun, farklı şeylerden bahseder olmuşsun. bir ara beraber makerena dansı yaptığın adam şimdi gangnam style'dan bahsediyor. karabiberim söylediğin kız, gitmiş murat boz diyor. müzikler değişiyor. daha dün aynı pornoyu izleyip, wc önü 31 sırası beklediğin adam, yeşilçam'ı kötülüyor. ortak payda'n yitip gitmiş. e, eski anılar da bi yerde bitince, hafızayı zorlamaya başlıyosun; ama yok. daha fazlası yok amınakoyim. bitmiş bişeyler. yerine yeni insanlar koyamıyorsun da. çünkü onlarla feysten, tivitten yazışarak konuşuyosun. iki içkili mekana gitsen "hacıııığ süngerimdir bak, ahahaha!" muhabbetinde insanlar. oysa ne kadar içtiğin değildi ki önemli olan; ne kadar dertli olduğundu. ona göre kafası olurdu çayın bile. kaldı ki bu insanlarla bilye için dövüşmedim ki ben. saklambaç oynamadım, simitin s'si geçmedi aramızda. götünü tekmelemedim hiç. ne biliyim amınakoyim. ben eski kafa adamım. eski dostlukları özlüyorum. eski muhabbeti. iki parmağın ucunda ekran büyütmeli ilişkileri değil. bir zamanlar sanal bile güzeldi lan. msnden kız numarası almaya çalışırdık. porno cd almak için iddiaya girişirdik. cdciyi tek yakalıycaz diye yağmurda beklerdik amınakoyim. sonra sevgilimizi bekler olduk yağmurda. aynı yağmurda kaldırdık sevdiklerimizin cenazesini. aynı yağmur vardı romantik yürüyüşlerimizde. aynı yağmur altında vatan bekledik yeri geldi. şimdi aynı yağmur yağıyor gene. ama ne eski tadı var yağmurun, ne eski tadı muhabbetin, dostluğun. tat katmak için bir iki damla da ben katıyorum yağmura. maksat çorbada "tuzumuz" olsun.

112


vrooooooomm! ığığıhıhıhıyyyyyyk! paaaat! kıraşşş! cısss! aynı meydanda, aynı şekilde bizzat şahit olduğum 3. kaza. herbiri çift şeritli yollardan oluşan bi dörtyol. x ile y koordinatının kesişmesi gibi; bi pikapla, bi opel birbirine girdi. işin ilginci pikapta bi sik yok, opel amı götü dağıttı amınakoyim. etrafta belki 50 kişi bi anda peydah oluverdi; toplandı. ama kazazedeleri sikine takan yok. herkes izliyor. 2 kazadır yaptığım şeyi yaptım ve olay yerine koştum. opel'in sürücüsü resmen mokoko. kafatası göçmüş herifin. kafası yanıyor adamın sanki. kan revan. ağzından kan geliyor, tükürüyor herif. yanında bi kişi daha varmış. onda bişi yok. pikapın şöförü de iyi ama şokta. abi, dedim; aradınız mı acili? yok. tamam ben arıyorum şimdi. bi yandan baktım opel yakıt sızdırıyor. şu kontakları kapatın, dedim. ha? yav, kapatın şu kontakları! ha, tamam tamam. pikapın şöförüyle, opelin yolcusu koşuştular. diğerleri tiyatro seyrediyor amınakoyim. 112'yi aradım. ilk aramada çıkmadı. amınakoyim, ne sikime duruyosun orda? napıyosun? çıkmadı ya resmen. böyle saçma iş olur mu? sonra bi daha aradım. bilgisayarlı komut sistemine yönlendirdi beni. ulan can derdindeyiz. sistemdeki kadın sesi diyor ki "112 acil servis sistemi'ne hoşgeldiniz! ambulans çağırmak için 1'e, ambulans egzozunu (doğru yazılış egzoz bu arada) götümüze sokmak için 2'ye,..." sizin ta amınızakoyim, dedim içimden bastım 1'e. kaşar olabilitesi yüzdeliklere sığmayan bi kız "allloooğ" dedi. sanırsın 900'lü hatları aradım ilimini irfanını sikeyim. böyle böyle bi kaza oldu, şu meydanda, 1 yaralımız var. acil bi ambulans gerekiyor; dedim. ekip arkadaşlarımı yönlendiriyorum ama numaranız görünmedi. tel no alabilir miyim, dedi. yarak, ne önemi var tel no'nun amk. ayrıca o kadar ambulans için 1'e basılacak sistem yapacağınıza numarayı gösteren bi sistem yapın amk. bizim o kuru kalabalık da yatırmışlar adamı kaldırıma. bakıyolar. abi, başının altına bişi koyun adamın! yok. çıkardım ceketi koydum adamın kafasının altına. 10 dakkaya geldi ambulans. yanında bi motorlu trafik polisi. ambulanstan inenler; polis'e haber verdiniz mi, diyor. lan seninle gelmiş zaten amk. ambulans fırına ekmek süren fırıncılar gibi paketledi herifi götürdü. polis bana yaklaştı; hangi hastaneye götürüyolar, dedi. birbirinden bu kadar habersiz iki kuruma canımız emanet amınakoyim. bilmiyorum, dedim. kalabalık hala izliyor. 50 küsür yaşında adamlar var. ben ne dersem onu yapıyorlar. cehaletin, korkunun, devletin,... ne boktan şeyler olduğunu gördüm tekrardan. kimse devletin ve milletin eline düşmesin amk. düşenin vay haline.

18 Aralık 2012 Salı

söz


olm, bi yerden sonra yavaş yavaş hayata karışıyor olmak, hayatın içine atılıyor olmak ufaktan korkutuyor adamı. yeni yeni şeyler öğreniyosun; aslında hep süregelen ama yeni tanıştığın. kuzen sözlendi. söz kesmeye gittik. ben kendimi garip sanıyordum; meğer aileden gelen bişeymiş bu. söz muhabbetinde anladım bunu. dayımlar kızı istemeye gitmişler. başlarında yengemin babası. aile büyüğü. çiçekler yaptırılmış, çikolatalar alınmış falan. takım çekmiş kuzen. jilet gibi olmuş. ama 3. traştan sonra teklemeye başlayan, köpük kurusuyla bezeli jilet gibi. sik gibi bi takım giymiş. yüzüne de söyledim zaten. olm, dedim, bu takım ne amınakoyim? bi süre suratıma baktı; içerlemiş, efkarlanmış olacak ki bi sigara uzattı. baktım malbuş, ooo kanka, dedim, akıyosun bakıyorum da. neyse, baya bi otlandım bundan. gitmişler kızı istemeye. yengemin babası, daha selamaleyküm demeden, bismillahsız patlatmış bombayı kapıda. biz, demiş, allah'ın emri, peygamber'in kavliyle, e tabi haliyle kızınızı istemeye geldik. e tabi haliyle, diyerek de kendince espri sıkıştırmış araya. amınakoyim, yaşlı başlı adamsın, espri senin neyine? sıçmış zaten, bi de tüy dikmiş. kahve faslı falan. babası kızı vermemiş, resmen satmış orospu çocuğu. kasaba zaten küçük yer. adam altındı, bilezikti, yaraktı, kürekti istemiş, bir de odayı falan bırakmış, bildiğin 3+1 ev istemiş koduğum. hani adam özetle diyor ki; ver 200.000'i al kızı. neden? sperminde altın tozu varmış ibnenin. sonunda söz kesilecek. ailecek toplandık. tepsiler hazırlandı. hiç yakından söz nasıl kesilir görmedim. sanki tarkan'ı canlı görücekmişim gibi bi his var içimde. yani sikimde mi değil, ama merak da etmiyor değilim. kuzen, enişte, ben berbere gittik o ara. berber hem kasaba berberi, hem de doğal olarak tanıdık da olunca; o mahallenin muhtarları, o bizimkiler, o süper baba, o ekmek teknesi tadını yakalıyosun hemen. dükkandan girdik içeri. berber, 2 çırak, 2 de müşteri var. müşterinin biri tokat'tan gelmiş ama türkçe bilmiyor. lazca konuşuyor. bir diyalogdur başladı:

aşam yüzüğü dakcan mı len? haa. olum iş yüzüğü dakmakda değil biliyon demi? iş barmağa geçiribilmekte. merak etme olm, barmaamıza göre aldık yüzüğü. anlamadı gerizekalı, ahahahaha! len, başgan adam mı dövmüş? haa, emekli polismiş. böyün de bazar ya. başkan çaaşıya çıkmış arabaynan. önüne bi araba geçmiş. yol ve, demiş, yok. ula yol ve, yok. dinini imanını siktimin cavuru, demiş bi inmiş. emekli polisi de çıkarmış arabadan. yirmin yimemin, yirmin yimemin. kamyonun biri de geliveri mi; başkan bağırmış, yörü la pezivenk, senin de canın dayak mı isteyo, deye. abooov başgana bak sen. usdaa! ha? o gonuşumuyo heralde. yok la yok, gonuşuyo. tokat'tan gelmiş. ne türkçe biliyo, ne kürtçe. ee? lazca biliyomuş bu. haa, tokat'ta yaşeep de nası türkçe bilmiyo amınagoyum?

şu muhabbeti duymayı o kadar çok özlemişim ki... ulan göt kadar yer zaten. kim kapıdan girse aynı şeyi konuşuyor. neyse kuzen götü başı düzeltti, döndük geri. tepsiler, lokumlar, tepsinin birinde gelinin annesi için sütyen bile vardı amınakoyim. bu kadın milletini anlamak zor. lan bi kız istemeye gidip de, kızın annesinin meme ölçüsünü alabilen yaratıklar bunlar. nerden biliyosun da  koyuyosun o sütyeni? belki 80, belki 85. hayır, nerden biliyosun yani? jelatinledik, süsledik falan çıktık yola. 5 araba + 1 minibüs insanız. aşireti topladık, elde keleş, çatışmaya gidiyoruz sanki. kız evine geldik. zar zor sığıştık. erkekler, kadınlar ayrı oturdu falan. allah'tan ev genişti de aldı. biraz hoşbeşten sonra eli ayağı düzgün bi yaşlı seçildi aileden. haydi söz keselim, dedi kalktı ayağa bu. burada bi parantez açmak istiyorum. söz kesmek; "yemin billah senden başkasına bakmıycam, valla lan, yeminle bak, ahanda buraya yazıyorum, bakarsam siksinler beni" demek. o an kafamda açmış olduğum bu parantezin içinde iki esnaf adamı düşündüm. biri diğerinden borç istiyor. abi bi 100'lük ateşle be, söz haftaya vericem. al be olm, ayıp ediyosun. tam burada fonda only you çalıyor. birden iki tarafın da aileleri peydah oluyor ve esnaf ve zanaatkarlar odası başkanı iki esnafa yüzük takıyor. böylece "abi, valla söz, haftaya ödüycem" sözünün valla söz kısmı hayata geçmiş oluyor. tam ben bu anı düşünürken alkış koptu. söz kesilmiş. meğer o only you şarkısı benim kafamda değil, resmen ortamda benim için çalıyomuş. olm, bi kız gördüm; kız evinden... talibi yoksa isteticem amınakoyim. gözleri deniz renginde. öyle puslu bi mavi. dümdüz saçlar nasıl yakışmış. nasıl da güzel gülüyor. bi de beyaz falan giymiş. off of! ışıl ışıl. adı da sultan'mış. ufaktan ufaktan kesiyorum kızı. kızın umrunda değil ama. telefonu falan çıkardı bu fotoğraf çekiyor. amınakoyim, fotoğraf çekiceene bi etrafına baksana. only you'yu duysana. duymadı haspam. bi yarım saat daha çay, çorba falan; bunlar da tepsi hazırlamış baklavadır, pilavdır verdiler elimize. aldık döndük. eve gelince saldırdım baklavaya amınakoyim. öyle böyle değil. kuzenin parmağında yüzük. telefonun ekranında söz fotoğrafı. kız evi de bunu saymayız, nişan isteriz demiş. göte girmiş yani. baba kızını satmış. yeni sütyeni de görünce yeni bir "mal" üretimine kalkışabilir belki. "benim aklım hala sultan'da" diyecek değilim amınakoyim. ha olursa da yok demem. ama satın almam. kalbini kazanmışsam bir kızın; zaten o benim, ben onun olmuşuzdur. kaçırırım direk. benim olanı alırım. tüccar babasını siktiğim!

25 Kasım 2012 Pazar

sexshop

soğanlısını seviyorum olm ben ya. tadı süper. ben ketçaplısını seviyorum kanka. o ekşimsi tadı yok ketçabın. ne kullanıyolar acaba? ne biliyim olm ben. bok püsür dolduruyolar belki, ama tadı güzel. neyse, dolduriyim mi bi bardak daha? olm midemiz delincek lan. bişi olmaz olm, içiyoruz işte. iyi taam hadi, doldur doldur. bardaktan sıçrayan parçacıklar burnuma çarpıyordu. bi şişe daha bol asitli kolayı devirmiştik. son yudumla beraber sade ruffles cipsten kalan son kırıntıları da mideye indirdik. ee napcaz şimdi? durağa doğru gidelim bari olm. geç oldu zaten saat. taam.
lise zamanlarımızdı. yakın bi dostumla beraber müdavimi olduğumuz kipa'dan aldığımız cips ve kola 2'lisini kapıp, hemen yandaki parkta bunları öğütmeye koyulduk. bunu sık sık yapıyoduk zaten. durağa doğru yürürken ordan burdan konuşmaya devam ettik. yoldan geçen güzel kızları kestik. şu benim karım olsa ilk gece belini kırardım muhabbetlerine falan daldık barzo barzo yani. durak, istasyonun yanında hemen. oturduk dolmuş bekliyoruz. bi müddet bekledikten sonra hayatımın en ilginç olaylarından biri gerçekleşti. böyle bir esrarengizlik yok amınakoyim. ninja gibi bi adam. siyah giyimli, kapüşonlu, eldivenli, yüzü falan görünmüyor zaten... ışığı arkasına aldı, bize doğru yaklaştı. noluyo lan, demeye kalmadan elimize bi kart tutuşturdu, bişi demeden uzaklaştı. arkadaşımla birbirimize bakakaldık. gecenin bi vakti, in midir, cin midir, nedir amınakoyim bu adam? verdiği karta bakınca bütün bu esrarengizliğin sebebini anladık. 30 cm.yi aşkın bi dildo resmi bize bakıyodu. elit erotic shop. ulan gülsem mi ağlasam mı şimdi? erotic shop tamam da niye bunun reklamını siyah 30 cm.lik dildo fotoğrafının olduğu zenci psikozlu bi kartla yapıp, bizi orda depresyona sokuyosun? gidek mi lan? ne biliyim olm, sanki fuar açıldı da amınakoyim, ona gidicez. raat raat soruyor yaa. lan bok, burası da ticarethane. adam burdan ekmek yiyor. oha amınakoyim oha. adamı kutsadın lan resmen. alt tarafı şişme kadın satıyor olm. şişirip, şişirip, şişliyosun. pardon'daki orospu asuman gibi. tamam lan. yarın öğleyin buluşup gidiyoruz o zaman. var mısın? varım lan. dildo'dan korkan zenciye kurban gitsin. tamam. bu arada arkadaşımın bineceği araç geldi. o geceyi atlattıktan sonra ertesi gün, camiinin önünde bekliyordum. sexshop'a gidecek iki abaza adamın buluşmak için cami önünü seçmesi ironik ama plansız bir durumdu. şartlar buna zorluyordu. en merkezi yerdi cami. nerdesin lan? geliyorum kenks, yoldayım. temem, hadi bekliyorum ben. taam. gittiğimde arkadaşım hareketsiz duruyordu. noldu lan? şşt. kopar kopar. ne? kopar ham meyvayı dalından. ne ham meyvası olm? nerdesin amınakoyim ya, 2 saattir ağaç olmayı geç, meyva verdim burda. sikicem belanı ya. tamam lan, geldik işte. hadi gidelim. nerdeydi bu şimdi? işhanında. oha. olm o kadar esnaf 60 üstü dayının ortasına mı açmış adam sexshopu? hee. neyse du bakalım. işhanının 3. katına çıktık. binanın dışında da bi tabela asılıydı üstelik. asansörden indiğimizde etraftaki dükkanların önünde tavla oynayan dayıları gördük. hepsi bi sevecenlikle bakıyordu. ta ki biz sexshopa yönelene kadar. bakışlar değişti. sanki o ibrahim amca, eski ibrahim olsa bi merak edip girmeyecekti amınakoyim. kaç çocuğun var desem 5 diyecek, sevişmekten haberi yokmuş gibi davranıyor. dünyanın en lanet, en günah şeyiymiş gibi düşünüyor ibrahim amca. beline budaksız meşe odunuyla vurayım ibrahim amca. babanın düşmanlarını sikeyim ibrahim amca. neyse, biz sexshopa yöneldik, yavaş yavaş yaklaşıyoruz. bakışlar sertleşti. "pırlanta gibi gençler"den "vay günahkarlar"a döndü bakışlar. biri bize dalmasa bari, dedim usulca arkadaşa. olm bastonları hazır ettiler baksana. içeri girelim de bi 30 cm.lik dildo alır, cop gibi kullanırız. kurtuluşumuz sexshopta. bi hışımla daldık içeri, camları film şeritleriyle kapatılmış dükkandan. içeri girişte sağ sol taraflarda boy boy dildolar karşıladı bizi. üst raflarda şişme kadınlar, alanın ortasında da el ve ayak bağları bulunan deri bir fetiş koltuğu ve arkasına asılmış, ağız topu, kırbaç, eldiven, maske, vs. gibi bir çok fetiş malzemesi. masanın üzerinde de bi penis başı ve altında iki minink ayak. adam kurup kurup zıplatıyor masada. erotik oyuncak. kolay gelsin abi. saolun gençler, hoşgeldiniz. abi dün bi arkadaş elimize tutuşturdu kartınızı, merak edip geldik. iyi yapmışsınız. cesur çocuklarsınız belli. buyrun bakın. merak ettiğiniz olursa sorarsınız. saol abi. abi çekmemizin asıl sebebi, sexshopta olmamız. her an götü kaybetme tehlikemiz var amınakoyim. bu silikon gibi bi malzemeden yapılmış kadın vücutları falan var. ten yumuşaklığında falan. dokunduk, harbiden de öyle. abi, dedim. kadınlar geliyor mu? yada arayıp sipariş veriyolar mı? valla canım, dedi; kadınlar, erkeklerden daha çok alıyorlar. gizli kuryeyle yolluyoruz. tencere, tava yolluyoruz deyip, aha bu selvilerden yolluyoruz. ehehehehe. selvi diye gösterdikleri siyahlı, beyazlı, sarılı, kırmızılı, mavili dildolardı. girişte boy boy onların karşılaması zaten bi psikoza sokuyor adamı. abi, dedi arkadaşım. bu şişme kadınlar ne kadar? 180 milyon canım. nasıl oluyo abi bu? valla bak, şişme dediğine bakma, normal kadın gibi. ama havayla şişirmiyceksin. bak işin sırrı bu; suyla şişireceksin. ılık suyu doldurucan içine, en güzeli öyle oluyor. duyduğumuz adamın değil, tecrübenin sesiydi. adam denemiş amınakoyim. hani bi usta gözüyle, bu en iyi neyle gider, deyip denemiş adam. acımamış. tecrübe konuşuyor. zaten o işhanında dükkanın içinde genişçe bi teşhir alanı, içeride de ufak bir ofis alanı bulunur. adam masayı teşhir bölümüne kurmuş. ofis bölümünün kapısı kapalı. içerisi depo mu? orda bi yatak mı var, ne var belli değil. gidip de evde denemez heralde, diye düşündüm ben. o su muhabbetini duyar duymaz; abi bize müsaade, memnun olduk tanıştığımıza, sana kolay gelsiiin, dedim ve çıkışa yöneldik. gençler, dedi, istiyosanız bi promosyon azdırıcı damla vereyim? ha? su bazlı tüm içeceklerde kullanırsınız. asitliye katmayın yeter. kola falan. 2 dakkada hatun hazır. saol abi, başka zaman yine. Mekandan çıkarken, arkamızdan hala masada zıplayan küçük ayaklı penis başının sesi geliyordu. tık tık tık tık tık...

kesilmiş götün davası

baya zaman oldu. bi kaymaya gittik, amınakoyim bi göt yarmışız, bi göt tokatlamışız
anlatamam. böyle bir zevk yok. fetişlerin dibine vurduk… off off! kısacık boylu, kıvırcık
saçlıydı. hafif de etine dolgun. daha ne olsun amınakoyim. anlatmaya çalışayım biraz da hani
yaşamadan bilinmez cinsinden bi olaydı…
uff olm ne biçim olmuş lan. bakiyim; harbi lan. olm, ben sıcak bölgeden geldim. kar mar
görmüyok amınakoyim. bunu değerlendirmemiz lazım. aynen kanka. arkadaşımın gözünde
beliren piç gülümsemeden ikimizin de aynı şeyi düşündüğümüzü anlamıştım. üzerimize
montları, götümüze donları geçirdikten sonra 5 - 6 kişi toplanıp, doğruca ıvır zıvır satan
milyonculara doğru yollandık. selami, o kim abi? aleykümselam gülüm. abi elinde şöyle
büyükçe bi leğen var mı ucuzundan? du bi sordurayım. hakan! lan hakan! buyur abi? gençlere
leğen lazımmış, bi gösteriver bakiyim. hemen abi. arkasına takıldığımız 14 - 15 yaşlarında,
bıyıkları yeni terlemiş, elinden telefonu düşürmeyen cinsten bi çocuktu. büyük ihtimal kız
arkadaşı vardı ve ayrıldığında da en büyük derdin kendinde olduğunu düşünüp, 8-a’dan
merve bana bakmıyor; off ulan off, deyip efes’in dibine vuracaktı. hatta sigara içiyor bile
olabilirdi. bıyıkları sarı çıkacak amınakoyim, haberi yok, diye geçirdim içimden bunları hayal
ederken. bu arada üstü leğen altı insan bi varlıkla karşı karşıyaydık. hakan, seçtiği büyükçe bi
leğeni yüzünün önünde tutmuş, bu nasıl abi? diyordu. bu ne lan, dedi puyol. olm, insan
binicek buna insan. her birimizin götü leğen gibi zaten. bize bizim leğenlerden daha büyük
olan bi leğen lazım. haa, karda mı kayıcanız abi? yok olm, bahara saklıycaz bunları. çayırda
çimende daha güzel oluyo. götünekoyim senin puyol, dedim. ne bozuyon lan çocuğu. hakan
daha büyük bi leğen çıkardı ve abi senin leğen kadar olmasa da en büyüğü bu var, daha
büyüğü yok, dedi. bizim grup komple bastık kahkahayı. puyol morardı. ne kadar bu, dedim.
abi 4 tl. dedi. oha lan, olm çok alıcaz biz bişiler yap, dedim. ayarlarız abi, kaç tane vereyim? 4
tane ver bakalım. yeter heralde. yeter yeter, zaten 3 kayıcaz parçalanıcak amınakoyim, dedi
puyol. gittik, tanesi 3 tl’den aldık leğenleri. daha önceden bulduğumuz; uff, olm burada nasıl
kayılır biliyon mu? dediğimiz yokula gittik. kar güzel, kar kalın, kar kıvamında. atladık
leğenlere fiyuuu kayıyoruz. taşlar engebeli. bi inik, bi çıkık. leğenin götü çok dayanmıyor.
3’er 5’er turda bütün leğenlerin götünü çatlattık. ama içimizdeki heves geçmedi. etrafta
aranmaya koyulduk. yan tarafta bi inşaat vardı. inşaatın içinden büyükçe bi poşet bulduk. altın
bulmuş gibi seviniyoruz amınakoyim. plastik değil, sert değil. kırılma derdi yok. kaydığımız
yeri de baya bi aşındırmıştık zaten. hemen atladım üstüne yanımda puyol, cerenimoooo!
diyerek verdik coşkuyu. herkes poşetin peşinde. kapan üzerine atlayıp el sallıyor yokuş aşağı.
poşeti çekiştirirken kısa boyun avantajını kullanan mario, kaptığı gibi yokuşu tırmanmaya
başladı. uzun zamandır poşeti ele geçiremediğinden hevesini alsın gariban, modundaydık.
büyük bi özenle poşeti yokuşun başına yerleştirdi. üzerine oturdu. ayaklarının arasından
poşeti tuttu ve bağırarak kaymaya başladı. tam yokuşun ortasında aaaahh! diye inledi ve aynı
anda iki eliyle tuttuğu poşeti bırakıp, elleriyle destek alarak kendini yukarı çekti. yan döndü
kayarak aşağı inmeye devam etti. arkasından aralıklarla ince, kırmızı, kısa kısa bir iki iz
bıraktı. indiğinde acı çekiyordu. noldu lan, deyip koştuk yanına. bi baktık, götünü avuçluyor
bizimki. noldu amınakoyim, dedi puyol. götüm kesildi laaaan! diye haykırdı mario.
ahahahahaha, hassiktir yaa! nasıl oldu olm o. ahahahaha! puyol kendini tutamadı. çocuk
ortada acıdan kıvranıyor, biz kahkahadan boğuluyorduk. kaydığı noktalardan yukarı çıkmaya
başladık. sonunda mario’nun götünü kesen şeyi bulduk. iki taşın arasına sıkışmış, kırık bir
cam parçası. allah’tan mario’nun ayağında kot varmış. kotu, baksırı yarıp azıcık çizmiş cam.
ama kanatmış. puyol; olm, soğuk uygulamak lazım oraya, dedi elinde bi avuç dolusu karla
yaklaşırken. dön bakiyim lan. mario, çaresiz döndü. puyol yaralı göte şaplağı yapıştırdı. ben
de elime bi avuç kar aldım. ben de yapıştırdım. mario da gülmeye başladı. eline kar alan
gelip, mario’nun yaralı götünü tokatlıyordu. amınakoyim senin mario, dedim. lan karda
kayarken götünü kestiren bi sen varsındır heralde. olm napalım, kase taş gibi olunca leğen
misali yarılıyor işte. sizin götlerde iş yok. bunu ‘kaymaya gittik, bir göt yarmışız, bi göt tokatlamışız’ diye anlatınca işin içinde deli erotizm var aslında. deli seks var. deli fetiş var. çocuğun götü yarıldığından değil, yediği tokatlardan kızardı. yaman dertsin göt kesiği. kesilen
götün davası olur bence. hele hele tokatlanmışsa…

16 Kasım 2012 Cuma

dalga dalga


ye guzum ye. bak sağa reçel yaptım, ondan da ye. can boğazdan gelir, ha maşşallah. sarı oğlum benim. anneannemin anneme de bulaşan, ille yedirme isteğinin mağduruydum. bi de kadın öyle güzel yedirmeye çalışıyor ki, yemiycem desen acayip kırılacakmış gibi. dolu mideye daha bi baskı uyguluyorum mecburen. kurban bayramı'ndayız. ete yer kalmıyor zaten o kahvaltıdan sonra. iki dayım, kuzenler, yengelerim, annem, babam, ben, anneannem, dedem'in olduğu o geniş kahvaltı  sofrasını uzun zamandır bulamıyorum. dedemin vefatından beri. herkes bi yana savruldu gitti. bayramlarda eski tat yok. sokağa serilen naylon hasırlar, evin hemen kapısının önündeki incir ağacının dalına kurduğumuz salıncak, pişen demli çaylar ve o hasırın üstünü dolduran dünya tatlısı komşular. hele bir de eski köy anılarından açıldı mıydı muhabbet, değmeyin keyfime. karanlıkta yolu göremediklerinden yolu ezberleyen eşeğin kuyruğunu tutarak gidişlerinden, götü delik haliller'in dağ başında sıçarken pantolonu çalıya takıp, delmesine kadar bi dolu anı.
anneannemin ısrarları ve tabi bendeki takat tükenince kalktım kahvaltı sofrasından. biraz yürüdüm mahalle boyu. bi yarım saat sonra bağırsaklarım guruldamaya başladı zaten. kendimi tuvalete zor attım. açtım hemen fifa world cup'ı telefondan. seçtim fransa'yı. (zidane falan var oyunda.) elemelerden başlayıp, dünya kupası'nı alana kadar wc'deyim zaten. kuzenler de bakkala gideceklermiş. beni bekleyememişler. o zamanlar da torpil falan patlatıyoruz. kızkaçıran alıyoruz. hep böyle barut eğlencesi. bayram diye de bakkallar tonla getiriyor torpili, mantar tabancalarını. en sonunda dünya kupası'nı aldım. wc'den çıktım. anneanne nereye gitti bunlar? bakkala gittile yavrım. hangi bakkala gittiler? valla hu yandakine gittile herhal. şimdi iki tane bakkal var. biri sol tarafta cemil bakkal, diğeri sağ tarafta mehmet bakkal. anneannemin söylediği "hu yan", yani sol taraf, cemil bakkal, daha yakın. ben de oraya doğru yollandım. dayılardan gelen paralar var tabi. yol üstünde bi çöplük var. çöpe bacak falan atmışlar. bi tane de beyaz köpek. karşı kaldırımdan usul usul gidiyorum. köpek höt dese, altıma sıçıcam, eminim. ayı gibi bişi. bi ara beni farketti. göz göze geldik. onun için tehlike arzetmediğimi elimden geldiğince belli etmeye çalıştım. tam ben o maymunluk içindeyken, kodumun hayvanı ok gibi fırladı yerinden. ben de aynı anda deparı bastım. nasıl kaçıyorum ama. tabi bacaklarım daha fazla dayanamadı ve yavaşladım. köpek götümden bi kaptı, kapış o kapış. ısırığın verdiği acıyla yeniden öyle bir depar attım ki, köpeğin ayaklarını yerden kestim amınakoyim. koşuyorum, götümde köpek dalgalanıyor. ısırdığı yere daha bi güç veriyor hayvan savrulmayayım, düşmeyeyim diye. bi müddet havada uçurdum hayvanı. ne ben koşmayı bırakıyorum, ne o götümü ısırmayı. ben köpeği dalgalandıra dalgalandıra cemil bakkal'ı geçtim. manzarayı gören cemil bakkal'ın gözleri büyüdü. yuvalarından fırlayacaklar sanki. ileride de bi kahve var. bi dayı gördü benim bayrak taşıyan gibi geldiğimi. hemen yola çıktı. tüm iyi niyetiyle yerden irice bi taş alıp, bana doğru fırlattı. maksat götümdeki köpeği düşürmek. ama taşla beni hedef aldığının farkında değil dayım. bi yandan taştan kaçıyorum, bi yandan köpeği sağa sola savuruyorum. allah'tan ayağımda kot pantolon var da ete çok işlememiş diş. ama yine de acıyor. sağa sola savururken köpek en sonunda pes etti ve köşeyi döneceğim bi anda havadayken kendini bıraktı. bildiğin köpeğe macera yaşatıyorum amınakoyim. paraşütçü gibi atladı götümden. bi iki takla attı düşünce sonra tekrar çöpteki bacağı gevelemeye gitti it. ben de iki gözüm iki çeşme sağ lobumu tuta tuta eve yürüdüm. bizim piç kuzenler de diğer bakkala gitmişler bok varmış gibi. benim geldiğimi de görünce aldıkları bi kızkaçıranı yakıp, attılar bana doğru. kendileri içeri kaçtılar tabi. ben de etrafında mermiler uçarken başını bile eğmeden yürüyen enayi kahramanlar gibi gelirse gelsin hesabı aldırmadan yürüyorum. mahalledeki saklanan diğer çocuklar cesaretime hayran kaldı. bilmiyorlar ki postu deldirmenin acısını yaşıyorum amınakoyim. sonunda eve girdim. acıdan ağlıyorum. annemle babamla hemen eczaneye gittik. bayramda hastane kapalı, ilçedeyiz de. acil de uzak. hemen bi pansuman yapıldı. ordan merkeze gittik. acilde bi pansuman ve kuduz iğnesi. iğneyi vuran hemşirenin de eli bir hafif, bir hafif. hissetmiyorsun hiç. bir de güzel kız, iğneyi vuran hemşire. gel gelelim benden büyük. aşkın yaşı olmaz gerçi. (bak bak bak, bahanelere bak o yaştaki...) nereden ısırıldığımı sordu mu acaba, diye geçirdim içimden. götünden ısırılmış, üstelik götünde köpek dalgalandırmış birisi ne kadar karizmatik olabilir ki? ama yine de uzun kirpiklerime vuruldu hemşire. sonunda götün de bi faydasını gördük, dedim. allah hiçbir organı sebepsiz yaratmamış. bu düşüncemin de devam aşılarını vuracak badem bıyıklı shemale hemşireyi görünce sönüp gideceğini bilseydim, eminim düşünmekte bu kadar acele etmezdim... hastaneden eve dönerken dayımın radyoyu açmasıyla yaşadım o gün asıl şoku. radyoda çalan şarkı ''denizin dibince hatçam'': dalga dalga, dalgağ dalgaağ dalgalanığyooğr. hatçe'mi de görenler, sevdalanıyor...

9 Kasım 2012 Cuma

kristine

hep bu omegılda, çetrulette nasıl muhabbet ederler merak ediyordum. erekte olmuş penis görmekten bunaldığım bir anda tekst mesaja geçmeye karar verdim. evet, yandaki diyalog bana ait. nedendir bilmiyorum, adam yaş söyleyince ben daha büyük bi yaş söylemek istedim. biraz kendime tecrübe katmak, laf dinletmekti sanırım amacım. böyle şeylerle uğraşacak vakti buluyor olmam da garip tabi. napiyim olm. yapıcak daha önemli bi işimiz mi var, eğlenmekten başka? ha bundan hariç kristine diye bi kızla da konuşmuştum. tatlı bi muhabbet oldu. büyük ihtimal 120 kilodur, diye geçiriyordum aklımdan. mısırlı bi erkek arkadaşı varmış. böyle sitelere girmesini istemiyormuş. ama bizimki çılgın. bizimki raat. bizimki özgür. bizimki türk kezbanı değil. (şaka lan şaka, bizde bi kız böyle yapsa direk kaşar deriz; yalan yok şimdi.) tam da oskar töreninin yapılacağı gündü. tabi saat farkından orda gece. sanattan, edebiyattan, müzikten falan konuştuk. hoş vakit geçirdik. görmeden, karşı karşıya gelmeden. hot_chicks_eat_big_black_dick_in_the_pool.avi'ye düşmeden. hani düşsek de tutmazdı zaten. zenci değilim sonuçta. sırıksız sırıkla atlayamıyorum. bi hoş geldi muhabbet. ne bileyim lan. bi ara aklımdan, bu kız türkiye'ye gelse kesin urfa'ya gelin gider, diye geçirdim. yabancıların bize bakış açısını düşündüm. şimdi biz onlara, olm ne acayip şey la bunlar, uff çok modern, diye bakıyoruz ya; onlar da bize, aa ne güzel bi kabile, giyiniyolar, diye mi bakıyolardı acaba? kafamda deli sorular. sonra meseneye girdim. uzun zamandır uğramadığım bir şehre gitmiş gibiydim. yeni uygulamalar, özelikler falan filan. hani sanki o eskiden kızlara cam aç dediğimiz program o değil. böyle telefon numarası falan istediğimiz; olm bi kız düşürmüşüm uff, falan dediğimiz program o değildi sanki. çok eskiden konuştuğum bi arkadaşımı onlayn gördüm. selam yazmak istedim. yazmadım. az önceki gibi tatlı bi muhabbet olamayabileceğinden korktum. çok zaman geçmişti. konuşacak eski şeyler bitince, yeni şeylere çok şey kalmayacaktı. ilgilenmeyecektim. ilgilenmeyecekti. gerçekte de böyle değil mi zaten amınakoyim. bi adamla uzun zaman görüşmeyince, naptın hacı, sorularıyla geçiyor zaman, cevapsız... selam desem öyle olucaktı büyük ihtimal. demedim. az önce konuştuğum kız, farklı bir kıtada, farklı bir dili konuşarak, farklı bir kültürün içinde yaşıyordu. yani bize tırnak içinde yabancı'ydı. ama o an farkettim ki, kristine, o arkadaşımdan daha tanıdıktı şimdi. hayat ne acayip lan. çok düşünmemek lazım. omegıl ve çetrulet'te de sakın videolu yere girmeyin. bak uyarıyorum. sakın.

8 Kasım 2012 Perşembe

niçe'yle bir orospu'nun ortaklığı

uzun zaman önce. önemsiz bir yerde. bir evde.
doldurayım mı kanka? doldur amınakoyim, doldur. olm, yapma lan böyle. bişi yaptığım yok olm. sen olsan napıcan lan? o da doğru, ama ne zamanlık mevzu be olm. sıkma artık canını. sen doldur hadi, doldur.
çın. bardaklar birbirine değdiğinde çıkan ses bile kulaklarımı tırmalıyordu. içmek istiyor muydum, bilmiyorum. sadece o an anlık değil ama uzun vadede vücuduma zarar verecek ne varsa yapmaya hazırdım. bol alkol karaciğeri, bol sigara akciğeri mahvedecekti. sancılı bir ölüm istemek... bu psikoloji tanıdık olmayanlar için biraz garip. böyle bir şeyi neden istediğimi bile bilmiyorum. bir jilet, yüksek dozda bir ilaç, bir ip, bir silah... bu kadar kolay lan aslında, diye geçiriyorum içimden. tabi arkadaşım bunu bilmiyor. bilse de söyleyeceği şeyler belli. uyumaya yetecek ölçüde, belki de daha fazla içtikten sonra uyudum o gün. ertesi gün bir bakkaldan jilet aldım. ağaçlık, dağlık bir bölgeye gittim. kimsenin göremeyeceği kadar kayboldum ağaçların arasında. jileti aldım elime. kendimden vazgeçmek sorun değildi. asıl sorun vazgeçecek olduğum diğer dünyalar tatlısı iki insandı. annem, babam. yaşlı başlı insanlar benim için uğraşıp didiniyorlar, gecelerini gündüzlerine katıyorlar. tek çocuğum üstelik. hayat devam etmeyecek onlar için. olmayacak. yapamayacaklar. bunca yıl besle büyüt. sonra da bir anda yok olup gitsin. isteyerek, haykırarak, bağır çağır ağlamaya başladım. gözlerim kızarana kadar ağlamaya devam ettim. insan bu noktaya geldiğinde çok değer verdiği arkadaşlarını, dostlarını, çevresini, hiçbir güzel şeyi umursamıyordu. dibe vurma hissiydi bu. aklıma geçen akşam arkadaşımla konuştuklarımız geliyordu. ben anlatıyordum, o dinliyordu:
özel ders verecekmiş. nerde? evinde amınakoyim, nerde olucak. ilan falan vermiş internette. (bunu söyledikten sonra, istemsiz güldüm.) olm, sabahtan beri şunu yapmış, bunu yapmış diyosun. bi sik anlatmıyosun. adam gibi anlat bakayım şunu bana. anlatayım.
bazen bişi hissedersin. tüm şartlar o an mükemmeldir. ışık doğru yansımıştır. doğru açıdan bakıyorsundur. tonlar doğrudur. ve deklanşöre basarsın. o fotoğraf aklından hiç gitmez. öyle bişiydi. önceden düşünmezken, bu kez düşünmeye, hatta ciddi düşünmeye başlamıştım. olm, çok sevdim lan. valla bak. yedik, içtik, seviştik, o kadar şey paylaştık. sonrasında bu son koyuyor adama. sebep yok, sonuç yok. şimdi bakıyorum. o sitede, bu sitede elaleme kalpler falan yoluyo, uğur diye birisi mi ne varmış hayatında sanırım. bilmiyorum. ev falan da tuttu zaten. lan bak, gönlü başkasına kayar, anlarım. başkasına meyleder, anlarım. ama bir başkasının ona benim gözümden bakmasına, elini tutmasına, tenine değmesine nasıl tahammül edeyim amınakoyim. bana bir hal çare söyle. ne yapayım ben şimdi? abi, doğru diyosun da, geçer yav. ha? neler atlatmıyo insan şu siktiğimin dünyasında! neler gelmiyor başına? yok yok. bu böyle olmayacak. kesin bir çözüm bulmam lazım. kaçmak istiyorum. içimden geçenler bunlardan farklı değildi. kesin bir kaçış istiyordum. çok kesin bir kaçış. geri dönülemez bir yol. aklımda şekillenen en kolay şeyi düşündüm. kendi kanım beni tutuyordu. az buçuk anatomi biliyordum. jilet almaya karar verdim. amacım bilek değildi. şah damarımı hedefliyordum. yerini şimdiden bulmak için elimi boynuma attım. gıp gıp gıp gıp. atan damarı hissediyordum. işte burası. son burda başlayacak. fışkıran kanı bi anlığına göreceğimi hayal ettim. sonra büyük ihtimal yere düşer bayılırdım. içim kıyılırdı. acıktığımı hissederdim inceden. ve dayanılamaz bi hale geldiğinde ekran kararır ve bayılırdım. uyanmamak üzere bir uykuya yatardım.
şimdi jilet elimdeydi. haykırıyordum. orospu, diyordum. orospu!!! ancak onu kötülersem kendimi iyi hissetmeye başlayacağımı düşünüyordum. bu isteyerek yaptığım bir şey de değildi. ölüm kararını tartışan beyne itiraz ediyordu yaşama güdüsü. iyi hisset, diyordu bana. göz yaşlarım arasından cüzdanımdaki fotoğrafını çıkardım. içinde ruh göremediğim bir resme bakıyordum. karşımdaki eli, ağzı, yüzü, gözü, burnu, kulağı, saçı, dişi, dudağı, göğüsleri, omuzları ve beliyle bir et yığınıydı sadece o an. sonra ne olacaktı ki? belki duyardı bi arkadaşımdan. bir iki ay yasımı tutardı en iyi ihtimalle. belki o kadar bile sürmezdi. bir saat üzülür, sonra yeni sevgilisi elinde çiçekler onu dışarı çıkarmaya gelirdi. o da heyecanla hazırlanır ve az önce eski sevgilimin ölüm haberini aldım, derdi. sevgilisi de üzülmüş gibi yapar, içinden belki, ben bunun için canımı siksen vermezdim lan, diye düşünür, mallığıma içten içe gülerdi. izin veremezdim. vakit bir hayli geç oldu.hava kararıyordu. döneceksem bunu şimdi yapmalıydım. yada bu işi bitirmeliydim. (heyecanlanma olm. bu yazıyı yazdığıma göre demek ki dönmüşüm amınakoyim. mallığın alemi yok.) jileti açtım. bunu unutmamak istiyordum. dibe vurmuştum. yukarı çıkmam bir hayli zaman alacaktı. bunun yüreğimde bıraktığı izler dışında fiziksel bir iz gerekiyordu bunu hatırlatacak. öyle müslüm dinlerken kendini jiletleyenlerden değilim. parmaklarımdan birine bir kesik attım. kan gelmeye başladı. cebimden peçeteyi çıkarıp üzerine basmadan önce üzerine toprak ektim.
bazı zamanlar bu yaraya bakıyorum. unutmuyorum. belki onla aynı şehirde olacağız günün birinde. aynı havayı soluyacağız. ve ben bazı şarkıları dinleyemedim ondan sonra. önceden gittiğimde heyecan duyduğum bir şehre tövbe ettim. milyonluk şehirde olur da onu başkasıyla el ele görürüm diye. paylaştığım alışkanlıklarımı terkettim. yara aldım. yaralandım. ölmedim. daha güçlü de olmadım. amınakoyim niçe! hani öldürmeyen şey, güçlendirirdi koduğum?
yalnızlığımı paylaşmaktan korkuyorum şimdi. bu ağır bi yük. taşıyabilecek bir omuz bulmak zor.
eski sevgiliye orospu, niçe'ye amınakoyim.
ölmedim ama yaşamadım da hiç. yeniden doğmak için reenkarnasyona inanmak istiyorum. maymun olarak bile olur. valla lan. çok şey mi olm bu? yücü rabb'im, sen yaparsın bi güzellik. bu sefer gol olsun. bok böceği bile olurum.

2 Kasım 2012 Cuma

annelerimiz arkadaştı

yürüyorduk. gurbette yorgun düştüm be ceylan'ı söylüyorduk. neşe içindeydik. belki bizden büyük sırt çantalarımız vardı. benim çantanın üzerinde ninja kaplumbağalar vardı. aynı şekilde de beslenme çantası. kenarı hafif çamur olmuş mavi bir önlük ve kenarında ay yıldız olan beyaz bir yaka. onda ise mavi etekli bir önlük, dantel örgü bi yaka ve pembe bir sırt çantası. desenini hatırlamıyorum ama barbie'ydi sanki. annelerimiz yakın arkadaş. evden okula 20 dk. mesafe. 20 dk.lık mutluluk. 5. sınıf. cinsel dürtülerden eser yok. belki biraz merak. hoşlanıyorum. söyleyemiyorum. utanıyorum. korkuyorum. annelerimiz arkadaş. ya annesine söylerse? annem dayaktan öldürür beni. bu yaşta ne hoşlanması, ne sevgisi der. halbuki o yaşta aşk, meybuzları aynı anda yiyebilmek değil mi? biri ona sataştığında ona karşı koymak. dayak yemek gerektiğinde. annelerimiz arkadaş. bu riski göze alamadım. ben ondan hoşlanıyordum. o başka bir çocuktan. çocuk kalıplı, uzun boylu, geniş omuzlu. şimdi kesin ayı gibidir. 3xl'den aşağı giymiyodur. ben dişlek, zayıf, hatta bi dönem gözlüklü. çelimsiz ama çalışkan. çocuk buna yüz vermiyor. kız belki bana anlatacak, böyle böyle diyecek ama yapmıyor. yapsa ne kötü olurdu. hoşlandığın kızın, bir başkasından karşılık görememesi karşılığında duyduğu acıyı hafifletmeye çalışmak... o yaşta bunu ayrımsamak zor. ama yine de koyardı bana diye düşünüyorum.
yürüyoruz. 20 dk.lık mutluluk. söyleyemiyorum. annelerimiz arkadaş... sınıf başkanıyım. hoşlandığı çocuk konuşuyor. kalıbına güveniyor. öğretmene söyledim. öğretmen buna iki tokat çaktı. çıkışta görüşürüz, dedi bu. korktum. ama sevdiğimi kazanabilme şansı cesaret verdi bana. vahşi yaşamla tanışıyordum. çıkışta onunla beraber çıkıyorduk. beraber gidiyorduk. 20 dk.lık mutluluk... korkuyordum. çocuk yanıma geldi. hazırlıklıydım. ilk yumruğu savuşturdum. tekme attım. vurdum. ikinci yumruk yüzümde patladı. ağzımdan kan geldi. korktu çocuk. tekme attı sonra. yere düştüm. dizlerim üzerine çöktüm. zaman durdu. o zamanlar annem evi süpürürken güneşte havalanan toz zerrelerini izlerdim. toz zerrelerini gördüm. tüm gücümü topladım. son vuruşumu yapmak için ayağa kalktım. karnımda patlayan bir dizle yine yere çöktüm. kız oradaydı. izliyordu. ben dayak yiyordum. çocuk dövüyordu. kız bana acıyor mu, yoksa hoşlandığı çocuğa daha bi hayranlık mı duyuyordu bilmiyorum. her ikisi de acı verirdi zaten.
geçenlerde gördüm onu. ucuz orospular gibi sakız çiğniyordu. siyah bir ruj sürmüştü. zor tanıdım. tanımamazlıktan geldim. yanında iki kız arkadaşı vardı. uğrunda dayak yediğim kız değildi kesinlikle. onun o kız olduğu zamanları yakalasaydım keşke. ama korkuyordum. 20 dk.lık mutluluk. söyleyemedim. utandım. annelerimiz arkadaştı. koktum. annem beni terlikle döverdi. ama bu o çocuğun dayağından daha az canımı yakardı sanırım. 20 dk.lık mutluluk. güzeldi.