üzerine çokça düşündüğüm, bazen korktuğum,
bazen istediğim, bazen sevmediğim, bazen kutsallık atfettiğim, bir şey uğruna
ödenecek en büyük bedeller listesinde belki de ilk sırada olan bir kavram:
ölüm. annem çok tanık olmuş. dayımın 24 yaşındaki vefatına örneğin. soğuk
algınlığı sarılık'a, sarılık siroza çevirmiş. vakti zamanında ne tıp ileride
ülkede, ne işi bilen doktor var adam gibi. gündüz vakti, ışıkları açın yav,
deyişinden anlamışlar gideceğini. gözler dolmuş, ses etmemişler. gündüz vakti
yakılmış evin tüm lambaları. konu komşu sessiz sedasız toplanmış. anneannem yan
odada gizliden gizliye feryat eder olmuş. dedemin gözyaşları içine akmış bir
bir. dedem, ah saçının bir teline kul köle olduğum dedem. kaç evlat büyütmüş,
2'sini daha kundaktayken gömmüş. ama 24 yaşında bir delikanlı. asker de değil
üstelik. ne matah bir şeydir şu illet. akşama doğru iyice kararmış dünyası
dayımın. gözünden fer gider olmuş. kıvranmış döşeğinde. kan kusmuş önce, sonra
parça parça karaciğerinden kalanlar... ağzına içki - sigara sürmemiş adam, dağ
gibi adam, salonun ortasında, yer döşeğinde, çaresizliğin kucağında kıvrılır
olmuş. kova koymuşlar yanına. içine kusmuş içini. bir ara rahatlamış, göğe
bakmış, gülümsemiş 24 yaşındaki genç adam. derin bir nefes çekmiş, ciğeri aldığınca.
son kez oynamış dudakları. o turp gibi diye tabir edilen genç adam, bir et ve
kemik yığını oluvermiş bir anda... gözlerden akan yaş değil aslında, damla
damla sevgi, acı, nefret, öfke ve gerçeğe olan isyan ve teslimiyet... bundan 10
yıl önce, evvelde dayımın ölümünü çaresizlik içinde izleyen, göğsüne kapanıp
saatlerce ağlayan dedemin ölümünü izliyordum. okumayı yazmayı askerdeki
"ali okulu"nda öğrenmiş. o gün bugün ne bulduysa okumuş. yanında
radyosu, okul defterlerinden kırpıp, dikerek yaptığı küçük defteri, trt haberin
her saatinden kesitler yazar, fikirlerini açıklar olmuş kağıtlara. öyle ki
1948'den bu yana 2003'e kadar çok sağlam bir haber arşivi vardır dedemin.
ayağında pijaması, üzerinde kaftanı, aynı salonda, aynı yer döşeğindeydi dedem.
ağır ağır nefes alıyordu. ara sıra ayaklarını birbiri üstüne atıyordu.
haşlanmış yumurta istemişti son saatinde. yarısını bıraktı. zamanında öküz
süsmüş. midesinde yara açılmış. yara kabuk bağlamış, mideyi zehirlemiş.
doktorlar vakit çok geç, dedi. dedem pijamasını sıktı eliyle, hafifçe. eli orada
kaldı. yavaşça açtık elini yana koyduk. gelemeyenler için birer yeşil yaprak
okuyup koymuşlar yanına, adetmiş. neden sonra, gözlerini açtı dedem. yılların
yorgunluğundan eser yoktu sanki. hafifçe gülümsedi. dudaklarını yarı araladı ve
ciğerinde kalan son borcu havayı da iade etti doğaya. oğluna, anasına, babasına
kavuştu; oğullarından, eşinden, kızından, torunlarından ayrılarak. feryat figan
çok olmadı. bekliyorduk. beklenen bir ölümün acısı azalır mı? bunu inan
bilmiyorum. daha sonraları bir arkadaşımın, iki gün önce görüştüğüm halde hem
de, ani ölüm haberini aldım. hepsi koydu. hepsi acıttı bir yanımı. ama alışıyor
mu insan bilmiyorum. eğlenebiliyorsun sonrasında. belki de zaten "onları
sevmen gerek" mantığıyla büyütüldüğümüz, akrabamız, arkadaşımız olduğu
için üzülmüşümdür. sonuçta olan oluyor bir şekilde. bir insanın aşkla,
isteyerek, arzulayarak sevdiği birinin kaybını bilmiyorum. savaşlarda,
felaketlerde, kazalarda yaşanan ölümleri... etkisi ne olur en ufak bir fikrim yok.
ama ağır bir travma diye tahmin ediyorum. bir dönem insanlardan uzak takılmayı
adet edindim. çok sevmemeyi, çok yakınlık kurmamayı. çünkü ne kadar çok hatıra
biriktirirsen, o kadar canın yanıyor. o kadar üzülüyorsun, kahroluyorsun. bu
yüzden kaçındım hep, yazılı tüm belgelerden. hafızada olanı bir şekilde
kapatabilirsin belki ama bir mektubu, bir fotoğrafı, bir (yeni mecralarla)
sosyal iletiyi; yani hala orada olduğunu bildiğin bir hatıratı silemiyorsun.
yapamıyorsun bunu. ama nşa'da mutlaka başa gelecek olan, mutlaka görecek
olduğun iki ölüm söz konusu zaten. anneyle babanın ölümü. sonuçta ömür
tükeniyor. ve beklenen bir ölüm acıyı azaltmıyor. korkuyorum, ölümden çok,
yarattığı acıdan. korkuyorum, aşıkken üstelik, yahut çok seviyorken birilerini
(anne, baba, sevgili, arkadaş, evcil hayvan,...) o birilerinin yaşatacağı acıdan. korkuyorum,
gerçeği bilerek üstelik ama utanmadan...
17 Şubat 2013 Pazar
15 Şubat 2013 Cuma
şam'da kayısı
bir erkeğin söyleyemeyeceği şeyler vardır.
soramayacağı şeyler. o sordu, ben sustum. o konuştu, sustum. susmamın sebebi
söyleyecek şeylerimin olmayışı değildi. inanç çok acayip bişi. ispat
gerekmiyor. öyle kendiliğinden gelişiyor. bir bakıyosun ki aklındakiler,
ürettiklerin doğruların oluvermiş. inanıyorsun. o da kendi doğrularına
inanıyordu. aklında yarattığı ben; odunu geçtim, bildiğin kökü mökü toprağı
kavramış, erezyonu önleyen ulu bir çınardı sanki. düşüncesizlikle,
sorumsuzlukla, sevmemekle, bir boşluğu kendisiyle doldurmakla suçluyordu beni.
o konuşurken, ben de kendime sorular sordum. öyle miydim? hastalığını,
kontrollerini, ilaçlarını, yemeklerini, uyuması gereken saatleri bilmiyordum.
gün içerisinde de taş çatlasın 10 kere mesaj atıyordum. geceleri bi yarım saat,
1 saat konuşuyorduk. çalışıyordum, fırsat buldukça aramaya çalışıyordum. fazla
mesaj atmıyordum. "napıyosun? iyiyim canım, arkadaşlarla oturuyoruz, sen?
ben de öyle. tmm." bütün muhabbet bu zaten. böyle bir şeyi sormanın
mantığını hala daha bilmiyorum; ama oldukça önemliymiş meğerse. diğerlerine
gelince; hastalığının tam iç yüzünü sonradan öğrendim. tedavi şartlarının ağır
olduğu kesin. ilaçlarını sormadım. çünkü sorunca almak, destek olmak
isteyeceğim. belki de kazandığım para yetmeyecek. tüm ihtiyaçlarımdan
vazgeçmeye hazırım ama yetmezse eğer daha çok kahrolacağım. yediği yemekleri
sormadım. çünkü sorarsam eğer, bunu sağlamaya çalışacağım. ailesinin haberdar
olmayışı bile belki o yemekleri yemesine engeldir. ben bunu yapmaya
çalışacağım, ama olmayacak. daha çok kahrolacağım. uyku saatlerini sormadım.
çünkü sorarsam eğer, o saatler rahat olurum. ilgilenme, merak etme ihtiyacı
duymam. ama ya uykuda bir şey olursa... bazen bilmemek, insanı hep tetikte
bekletiyor. sürekli akıl kurcalıyor. sürekli merak ediyorum. bunları sormadım.
soramazdım da. zaten aileyle kavga - gürültü geçen günlerin üzerine daha çok
kahrolmak, kahrolmuş halde ona moral verememek olmazdı... o konuştu, ben
sustum. o söyledi, ben dinledim. daha sonra sahip çıkmamı bekledi. çıkmadım.
sen bilirsin, dedim. etrafından beni kıyasladığı çevresinden örnekler de verdi.
hepsini dinledim. ama tamam kendimi düzelticem, demedim. diyemezdim. ne kadar
çok bilirsem, o kadar kötü. ne kadar çok bağlanırsam, acı o kadar büyük. ama o
mesaj atmamalarımın ardını asla bilemedi. tahmin edemezdi zaten. burada; bak ne
kadar da masumum, gibi bir izlenim oluşturmak istemiyorum. ben ne kadar
odunsam; o, o kadar narin ve çiçek... bedenine su yürüyecek, toprağını taşını
temizleyeceğim ve yeniden açacak. tüm renkleriyle. hani, dönüp arkasına gitse
bugün; koca bir yumruk inecek göğsüme, beynime. öyle bir yumruk ki kemiklerim
çatırdayacak, öyle bir yumruk ki, her yanım sarsılacak. öyle bir yumruk ki,
gözlerimi kör edecek. o gidecekse, yine gitsin. hem daha iyisi, şam'da kayısı. en güzel son; daima en
nefretli olandır. bir erkeğin söyleyemeyeceği şeyler vardır. soramayacağı,
anlatamayacağı şeyler. biri de ne kadar sevdiği işte. kalemin dili
döndüğünce...
7 Şubat 2013 Perşembe
big bang
oğlum, kalk yazdır gel şu ilaçları! tamam,
anne; cd çekiyorum. şu çıksın, gidicem. bu kilit cümleyi söylememle olay
patladı. orda ölsün mü adam? bi ilaç bile yazdırmayacaksan ne işe yarıycan?
yahu anne, babam şuan işte farkında mısın? hemen alıp gelsem de içemiycek zaten
o ilacı. sen, bize acımıyo musun? yedirdiğimiz emeklere yazık! sana şöyle
masraf ettik, böyle fedakarlık ettik. yemedik, yedirdik, içmedik, içirdik. seni
doğuracağıma taş doğursaydım. bu günleri de mi görücektim?!
burada bi açıklama yapmak istiyorum.
üniversite eğitiminden sonra omuzlarıma binen yük, tüm eğitim hayatım boyunca
yaşadığım stresslerden daha fazla. erkekler, kızlara göre bu konuda daha
mağdur. kızlar en azından zengin bi görücü bulup, götü kurtarır. ama biz o göt
kurtarıcı (ass saver) olmak zorundayız. ağustos gibi geldiğim evimden soğudum
git gide. ilk günden "iş bul çalış" muhabbetleri geçmeye başladı. ve
bir yerden sonra yaş da 20li yaşların ortalarındayken, bu sözler bende
"aileye yük oluyorum" düşüncesi oluşturmaya başladı. bir insanın
iyiliği böyle istenmez amınakoyim. böyle yarak kürek zihniyet olmaz.
"oğlum, sana bi iş bulalım" da bir cümledir. ama "iş bul,
çalış" gibi tek bırakmaz insanı. 1. çoğul şahıs kullanır sonunda.
"biz" vardır içinde. vahşi doğada mıyız amınakoyim? kaplan mıyım ben?
ne bok yersen ye, deyip atıyorsunuz. 4 yıl boyunca yılda 4 kere 2'şer hafta
görüştük ortalama. karşılaştığım tutum bu olunca ister istemez soğudum evden,
aileden. babamla o kadar değil. babam idealist bi adam. beni anlayabiliyor çoğu
zaman. ama annemin sözleri yenilir yutulur cinsten değil. amınakoyim sanki ben
evde göt yayıp, bu yaşta babamdan gelecek parayı bekleyerek yaşamayı planlayan
bi adamım da, bana bunları söylüyor. deli gibi iş aradım. sonunda buldum. bu
defa da yukarıdaki kavgayı ettik. bulsan da yine onların ekmeğini yiyorsun. bir
evde ekmek, kişi zamirlerine bölünüyorsa; o ev, o aile eto gibi bitmiş
demektir. o güne kadar sesimi çıkarmamış, saygıda kusur etmemiş ben; anneme,
beni doğuran kadına, iki çift laf söyleyip, sövdüm. evet, sövdüm. baya bildiğin
küfrettim. şimdi yazının burasında bana ne dersen de, nasıl görürsen gör;
pişman değilim. yine olsa, yine yaparım. ihtiyacımız olan oymuş. ilk defa
sesimi yükseltiyordum. ben bağırdım, o sustu. ben ortalığın anasını siktim, o sustu.
ben küfrettim, o sustu. ulan öyle, böyle rahatlamadım. 5 ayın acısını çıkardım.
şimdi ne yatmama, ne kalkmama, ne ekmeğime, ne suyuma karışıyor. laf
çekmiyorum. çalışırken kimseye hesap vermek zorunda değilim. kaldı ki sabır
küpü de değilim. her söyleneni yemeyin amınakoyim. saygı bazen acayip enayilik
olabiliyor.
anne sus! ne suscam; böyle hayırsız evlat
görmedim! eeee! yeter be! ulan iki dakika sonra gidicem diyorum, neyin
derdindesin sen ya? mal mısın sen? gi-de-ce-ğim! babam burda değil! anlayabiliyo
musun? gitme sen, gitme! bu yaşta ben gideyim. sana ettiğimiz masraflar boşuna
zaten. oralarda anarşik olup gelmişsin sen! ulan allah'ın gerizekalısı
gi-de-ce-ğim diyorum. kapasite yok karıda amınakoyim, kapasite yok. sikeyim
yedirdiğiniz paraları, verdiğiniz emekleri, yaptığınız fedakarlıkları! anasını
siktiğimin yerinde bir adamın kafasına bu kadar sürtülmez bu. aç mı kaldın
siktimin evinde? açıkta mı kaldın? ne bok yedin? yaparken iyi, bakarken kötü
amınakoyim. sike sike bakacaksınız! çalışmıyorum amınakodumun yerinde! salak
salak konuşup canımı sıkıyorsunuz ya! 5 ay geçti amınakoyim, 5 ay! ne bir aile
sıcaklığı, ne bi bok. evi otel gibi kullanıyorum, napıyorsun sen diye
sormuyorsunuz bile. ulan yatmaya geliyorum sadece eve. sizin yüzünüzden! 2 dakka
sonra gidicem, dedim diye mevzuyu getirdiğin yere bak amınakoyim. yeter lan!
bu cümleleri nasıl bir hırsla kurdum,
bilmiyorum. ama kesinlikle ihtiyacım varmış. daha önce milyar kere normal
yollardan konuşmaya çalıştığım ailem, meğer bu dilden anlıyormuş. eğer bir
kırılma noktası yaşayacaksan, son çare olarak buna başvur. gerçekten. kırılma
noktası yaşayamasan da içini dökmüş, rahatlamış oluyosun. bazen kendi kalbini
değil, onlarınkini kırman gerekiyor. saygı, kutsal safsataları boyun eğmeye
zorlamasın kimseyi. sonuçta onlar da bir kontrol aracı. gerçek ama maalesef çok
acı.
29 Ocak 2013 Salı
tuzlu yağmur
git gide muhabbetinden soğuduğum adamlar
oluyor. iyi anlaştığım adamlar üstelik. araya bi zaman dilimi giriyor. sen
başkalaşıyorsun, o başkalaşıyor. erkek - kız farketmiyor. farklı
yaşanmışlıklar, farklı tecrübeler, "hayattan öğrendiğim bir şey varsa..."
sözünden sonra gelen farklı sözcükler... hepsi değişiyor zamanla ve itiraf
etmeliyim ki korkuyorum. çünkü, hani şu 90larda çocuk olmak geyiği var ya, o
tat kayboluyor zamanla. o muhabbetinin bozulduğu, eski tat alamadığın adamlar
var ya; hah onlar, beraber top oynarken cam kırdığımız, bilye, taso vb. için
beraber kavgaya girdiğimiz, üstümüz kirlendiği için annemizden aynı anlarda
dayak yediğimiz adamlar. hatta alt komşu. ağlamasını duyup, "hala dayak
yiyo salak" diye düşünüp kendimiz sessizce ağlarken içten içe güldüğümüz
adamlar. götü boklu kızlar kıçımıza tekmeyi vurunca iki tek atıp,
dertleştiğimiz adamlar onlar. bi bakıyosun, farklı şeylerden bahseder olmuşsun.
bir ara beraber makerena dansı yaptığın adam şimdi gangnam style'dan bahsediyor.
karabiberim söylediğin kız, gitmiş murat boz diyor. müzikler değişiyor. daha
dün aynı pornoyu izleyip, wc önü 31 sırası beklediğin adam, yeşilçam'ı
kötülüyor. ortak payda'n yitip gitmiş. e, eski anılar da bi yerde bitince,
hafızayı zorlamaya başlıyosun; ama yok. daha fazlası yok amınakoyim. bitmiş
bişeyler. yerine yeni insanlar koyamıyorsun da. çünkü onlarla feysten, tivitten
yazışarak konuşuyosun. iki içkili mekana gitsen "hacıııığ süngerimdir bak,
ahahaha!" muhabbetinde insanlar. oysa ne kadar içtiğin değildi ki önemli
olan; ne kadar dertli olduğundu. ona göre kafası olurdu çayın bile. kaldı ki bu
insanlarla bilye için dövüşmedim ki ben. saklambaç oynamadım, simitin s'si
geçmedi aramızda. götünü tekmelemedim hiç. ne biliyim amınakoyim. ben eski kafa
adamım. eski dostlukları özlüyorum. eski muhabbeti. iki parmağın ucunda ekran
büyütmeli ilişkileri değil. bir zamanlar sanal bile güzeldi lan. msnden kız
numarası almaya çalışırdık. porno cd almak için iddiaya girişirdik. cdciyi tek
yakalıycaz diye yağmurda beklerdik amınakoyim. sonra sevgilimizi bekler olduk
yağmurda. aynı yağmurda kaldırdık sevdiklerimizin cenazesini. aynı yağmur vardı
romantik yürüyüşlerimizde. aynı yağmur altında vatan bekledik yeri geldi. şimdi
aynı yağmur yağıyor gene. ama ne eski tadı var yağmurun, ne eski tadı
muhabbetin, dostluğun. tat katmak için bir iki damla da ben katıyorum yağmura.
maksat çorbada "tuzumuz" olsun.
112
vrooooooomm! ığığıhıhıhıyyyyyyk! paaaat!
kıraşşş! cısss! aynı meydanda, aynı şekilde bizzat şahit olduğum 3. kaza.
herbiri çift şeritli yollardan oluşan bi dörtyol. x ile y koordinatının
kesişmesi gibi; bi pikapla, bi opel birbirine girdi. işin ilginci pikapta bi sik
yok, opel amı götü dağıttı amınakoyim. etrafta belki 50 kişi bi anda peydah
oluverdi; toplandı. ama kazazedeleri sikine takan yok. herkes izliyor. 2
kazadır yaptığım şeyi yaptım ve olay yerine koştum. opel'in sürücüsü resmen
mokoko. kafatası göçmüş herifin. kafası yanıyor adamın sanki. kan revan.
ağzından kan geliyor, tükürüyor herif. yanında bi kişi daha varmış. onda bişi
yok. pikapın şöförü de iyi ama şokta. abi, dedim; aradınız mı acili? yok. tamam
ben arıyorum şimdi. bi yandan baktım opel yakıt sızdırıyor. şu kontakları
kapatın, dedim. ha? yav, kapatın şu kontakları! ha, tamam tamam. pikapın
şöförüyle, opelin yolcusu koşuştular. diğerleri tiyatro seyrediyor amınakoyim.
112'yi aradım. ilk aramada çıkmadı. amınakoyim, ne sikime duruyosun orda? napıyosun?
çıkmadı ya resmen. böyle saçma iş olur mu? sonra bi daha aradım. bilgisayarlı
komut sistemine yönlendirdi beni. ulan can derdindeyiz. sistemdeki kadın sesi
diyor ki "112 acil servis sistemi'ne hoşgeldiniz! ambulans çağırmak için
1'e, ambulans egzozunu (doğru yazılış egzoz bu arada) götümüze sokmak için
2'ye,..." sizin ta amınızakoyim, dedim içimden bastım 1'e. kaşar
olabilitesi yüzdeliklere sığmayan bi kız "allloooğ" dedi. sanırsın
900'lü hatları aradım ilimini irfanını sikeyim. böyle böyle bi kaza oldu, şu
meydanda, 1 yaralımız var. acil bi ambulans gerekiyor; dedim. ekip
arkadaşlarımı yönlendiriyorum ama numaranız görünmedi. tel no alabilir miyim,
dedi. yarak, ne önemi var tel no'nun amk. ayrıca o kadar ambulans için 1'e
basılacak sistem yapacağınıza numarayı gösteren bi sistem yapın amk. bizim o
kuru kalabalık da yatırmışlar adamı kaldırıma. bakıyolar. abi, başının altına
bişi koyun adamın! yok. çıkardım ceketi koydum adamın kafasının altına. 10
dakkaya geldi ambulans. yanında bi motorlu trafik polisi. ambulanstan inenler;
polis'e haber verdiniz mi, diyor. lan seninle gelmiş zaten amk. ambulans fırına
ekmek süren fırıncılar gibi paketledi herifi götürdü. polis bana yaklaştı;
hangi hastaneye götürüyolar, dedi. birbirinden bu kadar habersiz iki kuruma
canımız emanet amınakoyim. bilmiyorum, dedim. kalabalık hala izliyor. 50 küsür
yaşında adamlar var. ben ne dersem onu yapıyorlar. cehaletin, korkunun,
devletin,... ne boktan şeyler olduğunu gördüm tekrardan. kimse devletin ve
milletin eline düşmesin amk. düşenin vay haline.
18 Aralık 2012 Salı
söz
olm, bi yerden sonra yavaş yavaş hayata
karışıyor olmak, hayatın içine atılıyor olmak ufaktan korkutuyor adamı. yeni
yeni şeyler öğreniyosun; aslında hep süregelen ama yeni tanıştığın. kuzen
sözlendi. söz kesmeye gittik. ben kendimi garip sanıyordum; meğer aileden gelen
bişeymiş bu. söz muhabbetinde anladım bunu. dayımlar kızı istemeye gitmişler.
başlarında yengemin babası. aile büyüğü. çiçekler yaptırılmış, çikolatalar
alınmış falan. takım çekmiş kuzen. jilet gibi olmuş. ama 3. traştan sonra
teklemeye başlayan, köpük kurusuyla bezeli jilet gibi. sik gibi bi takım
giymiş. yüzüne de söyledim zaten. olm, dedim, bu takım ne amınakoyim? bi süre
suratıma baktı; içerlemiş, efkarlanmış olacak ki bi sigara uzattı. baktım
malbuş, ooo kanka, dedim, akıyosun bakıyorum da. neyse, baya bi otlandım bundan. gitmişler kızı istemeye. yengemin babası, daha selamaleyküm demeden,
bismillahsız patlatmış bombayı kapıda. biz, demiş, allah'ın emri, peygamber'in
kavliyle, e tabi haliyle kızınızı istemeye geldik. e tabi haliyle, diyerek de
kendince espri sıkıştırmış araya. amınakoyim, yaşlı başlı adamsın, espri senin
neyine? sıçmış zaten, bi de tüy dikmiş. kahve faslı falan. babası kızı
vermemiş, resmen satmış orospu çocuğu. kasaba zaten küçük yer. adam altındı,
bilezikti, yaraktı, kürekti istemiş, bir de odayı falan bırakmış, bildiğin 3+1
ev istemiş koduğum. hani adam özetle diyor ki; ver 200.000'i al kızı. neden?
sperminde altın tozu varmış ibnenin. sonunda söz kesilecek. ailecek toplandık.
tepsiler hazırlandı. hiç yakından söz nasıl kesilir görmedim. sanki tarkan'ı
canlı görücekmişim gibi bi his var içimde. yani sikimde mi değil, ama merak da
etmiyor değilim. kuzen, enişte, ben berbere gittik o ara. berber hem kasaba
berberi, hem de doğal olarak tanıdık da olunca; o mahallenin muhtarları, o
bizimkiler, o süper baba, o ekmek teknesi tadını yakalıyosun hemen. dükkandan
girdik içeri. berber, 2 çırak, 2 de müşteri var. müşterinin biri tokat'tan
gelmiş ama türkçe bilmiyor. lazca konuşuyor. bir diyalogdur başladı:
aşam yüzüğü dakcan mı len? haa. olum iş
yüzüğü dakmakda değil biliyon demi? iş barmağa geçiribilmekte. merak etme olm,
barmaamıza göre aldık yüzüğü. anlamadı gerizekalı, ahahahaha! len, başgan adam
mı dövmüş? haa, emekli polismiş. böyün de bazar ya. başkan çaaşıya çıkmış
arabaynan. önüne bi araba geçmiş. yol ve, demiş, yok. ula yol ve, yok. dinini
imanını siktimin cavuru, demiş bi inmiş. emekli polisi de çıkarmış arabadan.
yirmin yimemin, yirmin yimemin. kamyonun biri de geliveri mi; başkan bağırmış,
yörü la pezivenk, senin de canın dayak mı isteyo, deye. abooov başgana bak sen.
usdaa! ha? o gonuşumuyo heralde. yok la yok, gonuşuyo. tokat'tan gelmiş. ne
türkçe biliyo, ne kürtçe. ee? lazca biliyomuş bu. haa, tokat'ta yaşeep de nası
türkçe bilmiyo amınagoyum?
şu muhabbeti duymayı o kadar çok özlemişim
ki... ulan göt kadar yer zaten. kim kapıdan girse aynı şeyi konuşuyor. neyse
kuzen götü başı düzeltti, döndük geri. tepsiler, lokumlar, tepsinin birinde
gelinin annesi için sütyen bile vardı amınakoyim. bu kadın milletini anlamak
zor. lan bi kız istemeye gidip de, kızın annesinin meme ölçüsünü alabilen
yaratıklar bunlar. nerden biliyosun da
koyuyosun o sütyeni? belki 80, belki 85. hayır, nerden biliyosun yani?
jelatinledik, süsledik falan çıktık yola. 5 araba + 1 minibüs insanız. aşireti
topladık, elde keleş, çatışmaya gidiyoruz sanki. kız evine geldik. zar zor
sığıştık. erkekler, kadınlar ayrı oturdu falan. allah'tan ev genişti de aldı.
biraz hoşbeşten sonra eli ayağı düzgün bi yaşlı seçildi aileden. haydi söz
keselim, dedi kalktı ayağa bu. burada bi parantez açmak istiyorum. söz kesmek;
"yemin billah senden başkasına bakmıycam, valla lan, yeminle bak, ahanda
buraya yazıyorum, bakarsam siksinler beni" demek. o an kafamda açmış
olduğum bu parantezin içinde iki esnaf adamı düşündüm. biri diğerinden borç
istiyor. abi bi 100'lük ateşle be, söz haftaya vericem. al be olm, ayıp
ediyosun. tam burada fonda only you çalıyor. birden iki tarafın da aileleri
peydah oluyor ve esnaf ve zanaatkarlar odası başkanı iki esnafa yüzük takıyor.
böylece "abi, valla söz, haftaya ödüycem" sözünün valla söz kısmı
hayata geçmiş oluyor. tam ben bu anı düşünürken alkış koptu. söz kesilmiş.
meğer o only you şarkısı benim kafamda değil, resmen ortamda benim için
çalıyomuş. olm, bi kız gördüm; kız evinden... talibi yoksa isteticem
amınakoyim. gözleri deniz renginde. öyle puslu bi mavi. dümdüz saçlar nasıl
yakışmış. nasıl da güzel gülüyor. bi de beyaz falan giymiş. off of! ışıl ışıl.
adı da sultan'mış. ufaktan ufaktan kesiyorum kızı. kızın umrunda değil ama.
telefonu falan çıkardı bu fotoğraf çekiyor. amınakoyim, fotoğraf çekiceene bi
etrafına baksana. only you'yu duysana. duymadı haspam. bi yarım saat daha çay,
çorba falan; bunlar da tepsi hazırlamış baklavadır, pilavdır verdiler elimize.
aldık döndük. eve gelince saldırdım baklavaya amınakoyim. öyle böyle değil.
kuzenin parmağında yüzük. telefonun ekranında söz fotoğrafı. kız evi de bunu
saymayız, nişan isteriz demiş. göte girmiş yani. baba kızını satmış. yeni
sütyeni de görünce yeni bir "mal" üretimine kalkışabilir belki.
"benim aklım hala sultan'da" diyecek değilim amınakoyim. ha olursa da
yok demem. ama satın almam. kalbini kazanmışsam bir kızın; zaten o benim, ben
onun olmuşuzdur. kaçırırım direk. benim olanı alırım. tüccar babasını siktiğim!
25 Kasım 2012 Pazar
sexshop
soğanlısını seviyorum olm ben ya. tadı süper. ben ketçaplısını seviyorum
kanka. o ekşimsi tadı yok ketçabın. ne kullanıyolar acaba? ne biliyim
olm ben. bok püsür dolduruyolar belki, ama tadı güzel. neyse, dolduriyim
mi bi bardak daha? olm midemiz delincek lan. bişi olmaz olm, içiyoruz
işte. iyi taam hadi, doldur doldur. bardaktan sıçrayan parçacıklar burnuma çarpıyordu. bi şişe daha bol
asitli kolayı devirmiştik. son yudumla beraber sade ruffles cipsten
kalan son kırıntıları da mideye indirdik. ee napcaz şimdi? durağa doğru
gidelim bari olm. geç oldu zaten saat. taam.
lise zamanlarımızdı. yakın bi dostumla beraber müdavimi olduğumuz kipa'dan aldığımız cips ve kola 2'lisini kapıp, hemen yandaki parkta bunları öğütmeye koyulduk. bunu sık sık yapıyoduk zaten. durağa doğru yürürken ordan burdan konuşmaya devam ettik. yoldan geçen güzel kızları kestik. şu benim karım olsa ilk gece belini kırardım muhabbetlerine falan daldık barzo barzo yani. durak, istasyonun yanında hemen. oturduk dolmuş bekliyoruz. bi müddet bekledikten sonra hayatımın en ilginç olaylarından biri gerçekleşti. böyle bir esrarengizlik yok amınakoyim. ninja gibi bi adam. siyah giyimli, kapüşonlu, eldivenli, yüzü falan görünmüyor zaten... ışığı arkasına aldı, bize doğru yaklaştı. noluyo lan, demeye kalmadan elimize bi kart tutuşturdu, bişi demeden uzaklaştı. arkadaşımla birbirimize bakakaldık. gecenin bi vakti, in midir, cin midir, nedir amınakoyim bu adam? verdiği karta bakınca bütün bu esrarengizliğin sebebini anladık. 30 cm.yi aşkın bi dildo resmi bize bakıyodu. elit erotic shop. ulan gülsem mi ağlasam mı şimdi? erotic shop tamam da niye bunun reklamını siyah 30 cm.lik dildo fotoğrafının olduğu zenci psikozlu bi kartla yapıp, bizi orda depresyona sokuyosun? gidek mi lan? ne biliyim olm, sanki fuar açıldı da amınakoyim, ona gidicez. raat raat soruyor yaa. lan bok, burası da ticarethane. adam burdan ekmek yiyor. oha amınakoyim oha. adamı kutsadın lan resmen. alt tarafı şişme kadın satıyor olm. şişirip, şişirip, şişliyosun. pardon'daki orospu asuman gibi. tamam lan. yarın öğleyin buluşup gidiyoruz o zaman. var mısın? varım lan. dildo'dan korkan zenciye kurban gitsin. tamam. bu arada arkadaşımın bineceği araç geldi. o geceyi atlattıktan sonra ertesi gün, camiinin önünde bekliyordum. sexshop'a gidecek iki abaza adamın buluşmak için cami önünü seçmesi ironik ama plansız bir durumdu. şartlar buna zorluyordu. en merkezi yerdi cami. nerdesin lan? geliyorum kenks, yoldayım. temem, hadi bekliyorum ben. taam. gittiğimde arkadaşım hareketsiz duruyordu. noldu lan? şşt. kopar kopar. ne? kopar ham meyvayı dalından. ne ham meyvası olm? nerdesin amınakoyim ya, 2 saattir ağaç olmayı geç, meyva verdim burda. sikicem belanı ya. tamam lan, geldik işte. hadi gidelim. nerdeydi bu şimdi? işhanında. oha. olm o kadar esnaf 60 üstü dayının ortasına mı açmış adam sexshopu? hee. neyse du bakalım. işhanının 3. katına çıktık. binanın dışında da bi tabela asılıydı üstelik. asansörden indiğimizde etraftaki dükkanların önünde tavla oynayan dayıları gördük. hepsi bi sevecenlikle bakıyordu. ta ki biz sexshopa yönelene kadar. bakışlar değişti. sanki o ibrahim amca, eski ibrahim olsa bi merak edip girmeyecekti amınakoyim. kaç çocuğun var desem 5 diyecek, sevişmekten haberi yokmuş gibi davranıyor. dünyanın en lanet, en günah şeyiymiş gibi düşünüyor ibrahim amca. beline budaksız meşe odunuyla vurayım ibrahim amca. babanın düşmanlarını sikeyim ibrahim amca. neyse, biz sexshopa yöneldik, yavaş yavaş yaklaşıyoruz. bakışlar sertleşti. "pırlanta gibi gençler"den "vay günahkarlar"a döndü bakışlar. biri bize dalmasa bari, dedim usulca arkadaşa. olm bastonları hazır ettiler baksana. içeri girelim de bi 30 cm.lik dildo alır, cop gibi kullanırız. kurtuluşumuz sexshopta. bi hışımla daldık içeri, camları film şeritleriyle kapatılmış dükkandan. içeri girişte sağ sol taraflarda boy boy dildolar karşıladı bizi. üst raflarda şişme kadınlar, alanın ortasında da el ve ayak bağları bulunan deri bir fetiş koltuğu ve arkasına asılmış, ağız topu, kırbaç, eldiven, maske, vs. gibi bir çok fetiş malzemesi. masanın üzerinde de bi penis başı ve altında iki minink ayak. adam kurup kurup zıplatıyor masada. erotik oyuncak. kolay gelsin abi. saolun gençler, hoşgeldiniz. abi dün bi arkadaş elimize tutuşturdu kartınızı, merak edip geldik. iyi yapmışsınız. cesur çocuklarsınız belli. buyrun bakın. merak ettiğiniz olursa sorarsınız. saol abi. abi çekmemizin asıl sebebi, sexshopta olmamız. her an götü kaybetme tehlikemiz var amınakoyim. bu silikon gibi bi malzemeden yapılmış kadın vücutları falan var. ten yumuşaklığında falan. dokunduk, harbiden de öyle. abi, dedim. kadınlar geliyor mu? yada arayıp sipariş veriyolar mı? valla canım, dedi; kadınlar, erkeklerden daha çok alıyorlar. gizli kuryeyle yolluyoruz. tencere, tava yolluyoruz deyip, aha bu selvilerden yolluyoruz. ehehehehe. selvi diye gösterdikleri siyahlı, beyazlı, sarılı, kırmızılı, mavili dildolardı. girişte boy boy onların karşılaması zaten bi psikoza sokuyor adamı. abi, dedi arkadaşım. bu şişme kadınlar ne kadar? 180 milyon canım. nasıl oluyo abi bu? valla bak, şişme dediğine bakma, normal kadın gibi. ama havayla şişirmiyceksin. bak işin sırrı bu; suyla şişireceksin. ılık suyu doldurucan içine, en güzeli öyle oluyor. duyduğumuz adamın değil, tecrübenin sesiydi.
adam denemiş amınakoyim. hani bi usta gözüyle, bu en
iyi neyle gider, deyip denemiş adam. acımamış. tecrübe konuşuyor. zaten
o işhanında dükkanın içinde genişçe bi teşhir alanı, içeride de ufak
bir ofis alanı bulunur. adam masayı teşhir bölümüne kurmuş. ofis
bölümünün kapısı kapalı. içerisi depo mu? orda bi yatak mı var, ne var
belli değil. gidip de evde denemez heralde, diye düşündüm ben. o su
muhabbetini duyar duymaz; abi bize müsaade, memnun olduk tanıştığımıza,
sana kolay gelsiiin, dedim ve çıkışa yöneldik. gençler, dedi,
istiyosanız bi promosyon azdırıcı damla vereyim? ha? su bazlı tüm
içeceklerde kullanırsınız. asitliye katmayın yeter. kola falan. 2
dakkada hatun hazır. saol abi, başka zaman yine. Mekandan çıkarken,
arkamızdan hala masada zıplayan küçük ayaklı penis başının sesi
geliyordu. tık tık tık tık tık...
lise zamanlarımızdı. yakın bi dostumla beraber müdavimi olduğumuz kipa'dan aldığımız cips ve kola 2'lisini kapıp, hemen yandaki parkta bunları öğütmeye koyulduk. bunu sık sık yapıyoduk zaten. durağa doğru yürürken ordan burdan konuşmaya devam ettik. yoldan geçen güzel kızları kestik. şu benim karım olsa ilk gece belini kırardım muhabbetlerine falan daldık barzo barzo yani. durak, istasyonun yanında hemen. oturduk dolmuş bekliyoruz. bi müddet bekledikten sonra hayatımın en ilginç olaylarından biri gerçekleşti. böyle bir esrarengizlik yok amınakoyim. ninja gibi bi adam. siyah giyimli, kapüşonlu, eldivenli, yüzü falan görünmüyor zaten... ışığı arkasına aldı, bize doğru yaklaştı. noluyo lan, demeye kalmadan elimize bi kart tutuşturdu, bişi demeden uzaklaştı. arkadaşımla birbirimize bakakaldık. gecenin bi vakti, in midir, cin midir, nedir amınakoyim bu adam? verdiği karta bakınca bütün bu esrarengizliğin sebebini anladık. 30 cm.yi aşkın bi dildo resmi bize bakıyodu. elit erotic shop. ulan gülsem mi ağlasam mı şimdi? erotic shop tamam da niye bunun reklamını siyah 30 cm.lik dildo fotoğrafının olduğu zenci psikozlu bi kartla yapıp, bizi orda depresyona sokuyosun? gidek mi lan? ne biliyim olm, sanki fuar açıldı da amınakoyim, ona gidicez. raat raat soruyor yaa. lan bok, burası da ticarethane. adam burdan ekmek yiyor. oha amınakoyim oha. adamı kutsadın lan resmen. alt tarafı şişme kadın satıyor olm. şişirip, şişirip, şişliyosun. pardon'daki orospu asuman gibi. tamam lan. yarın öğleyin buluşup gidiyoruz o zaman. var mısın? varım lan. dildo'dan korkan zenciye kurban gitsin. tamam. bu arada arkadaşımın bineceği araç geldi. o geceyi atlattıktan sonra ertesi gün, camiinin önünde bekliyordum. sexshop'a gidecek iki abaza adamın buluşmak için cami önünü seçmesi ironik ama plansız bir durumdu. şartlar buna zorluyordu. en merkezi yerdi cami. nerdesin lan? geliyorum kenks, yoldayım. temem, hadi bekliyorum ben. taam. gittiğimde arkadaşım hareketsiz duruyordu. noldu lan? şşt. kopar kopar. ne? kopar ham meyvayı dalından. ne ham meyvası olm? nerdesin amınakoyim ya, 2 saattir ağaç olmayı geç, meyva verdim burda. sikicem belanı ya. tamam lan, geldik işte. hadi gidelim. nerdeydi bu şimdi? işhanında. oha. olm o kadar esnaf 60 üstü dayının ortasına mı açmış adam sexshopu? hee. neyse du bakalım. işhanının 3. katına çıktık. binanın dışında da bi tabela asılıydı üstelik. asansörden indiğimizde etraftaki dükkanların önünde tavla oynayan dayıları gördük. hepsi bi sevecenlikle bakıyordu. ta ki biz sexshopa yönelene kadar. bakışlar değişti. sanki o ibrahim amca, eski ibrahim olsa bi merak edip girmeyecekti amınakoyim. kaç çocuğun var desem 5 diyecek, sevişmekten haberi yokmuş gibi davranıyor. dünyanın en lanet, en günah şeyiymiş gibi düşünüyor ibrahim amca. beline budaksız meşe odunuyla vurayım ibrahim amca. babanın düşmanlarını sikeyim ibrahim amca. neyse, biz sexshopa yöneldik, yavaş yavaş yaklaşıyoruz. bakışlar sertleşti. "pırlanta gibi gençler"den "vay günahkarlar"a döndü bakışlar. biri bize dalmasa bari, dedim usulca arkadaşa. olm bastonları hazır ettiler baksana. içeri girelim de bi 30 cm.lik dildo alır, cop gibi kullanırız. kurtuluşumuz sexshopta. bi hışımla daldık içeri, camları film şeritleriyle kapatılmış dükkandan. içeri girişte sağ sol taraflarda boy boy dildolar karşıladı bizi. üst raflarda şişme kadınlar, alanın ortasında da el ve ayak bağları bulunan deri bir fetiş koltuğu ve arkasına asılmış, ağız topu, kırbaç, eldiven, maske, vs. gibi bir çok fetiş malzemesi. masanın üzerinde de bi penis başı ve altında iki minink ayak. adam kurup kurup zıplatıyor masada. erotik oyuncak. kolay gelsin abi. saolun gençler, hoşgeldiniz. abi dün bi arkadaş elimize tutuşturdu kartınızı, merak edip geldik. iyi yapmışsınız. cesur çocuklarsınız belli. buyrun bakın. merak ettiğiniz olursa sorarsınız. saol abi. abi çekmemizin asıl sebebi, sexshopta olmamız. her an götü kaybetme tehlikemiz var amınakoyim. bu silikon gibi bi malzemeden yapılmış kadın vücutları falan var. ten yumuşaklığında falan. dokunduk, harbiden de öyle. abi, dedim. kadınlar geliyor mu? yada arayıp sipariş veriyolar mı? valla canım, dedi; kadınlar, erkeklerden daha çok alıyorlar. gizli kuryeyle yolluyoruz. tencere, tava yolluyoruz deyip, aha bu selvilerden yolluyoruz. ehehehehe. selvi diye gösterdikleri siyahlı, beyazlı, sarılı, kırmızılı, mavili dildolardı. girişte boy boy onların karşılaması zaten bi psikoza sokuyor adamı. abi, dedi arkadaşım. bu şişme kadınlar ne kadar? 180 milyon canım. nasıl oluyo abi bu? valla bak, şişme dediğine bakma, normal kadın gibi. ama havayla şişirmiyceksin. bak işin sırrı bu; suyla şişireceksin. ılık suyu doldurucan içine, en güzeli öyle oluyor. duyduğumuz adamın değil, tecrübenin sesiydi.
adam denemiş amınakoyim. hani bi usta gözüyle, bu en
iyi neyle gider, deyip denemiş adam. acımamış. tecrübe konuşuyor. zaten
o işhanında dükkanın içinde genişçe bi teşhir alanı, içeride de ufak
bir ofis alanı bulunur. adam masayı teşhir bölümüne kurmuş. ofis
bölümünün kapısı kapalı. içerisi depo mu? orda bi yatak mı var, ne var
belli değil. gidip de evde denemez heralde, diye düşündüm ben. o su
muhabbetini duyar duymaz; abi bize müsaade, memnun olduk tanıştığımıza,
sana kolay gelsiiin, dedim ve çıkışa yöneldik. gençler, dedi,
istiyosanız bi promosyon azdırıcı damla vereyim? ha? su bazlı tüm
içeceklerde kullanırsınız. asitliye katmayın yeter. kola falan. 2
dakkada hatun hazır. saol abi, başka zaman yine. Mekandan çıkarken,
arkamızdan hala masada zıplayan küçük ayaklı penis başının sesi
geliyordu. tık tık tık tık tık...
kesilmiş götün davası
baya zaman oldu. bi kaymaya gittik, amınakoyim bi göt yarmışız, bi göt tokatlamışız
anlatamam. böyle bir zevk yok. fetişlerin dibine vurduk… off off! kısacık boylu, kıvırcık
saçlıydı. hafif de etine dolgun. daha ne olsun amınakoyim. anlatmaya çalışayım biraz da hani
yaşamadan bilinmez cinsinden bi olaydı…
uff olm ne biçim olmuş lan. bakiyim; harbi lan. olm, ben sıcak bölgeden geldim. kar mar
görmüyok amınakoyim. bunu değerlendirmemiz lazım. aynen kanka. arkadaşımın gözünde
beliren piç gülümsemeden ikimizin de aynı şeyi düşündüğümüzü anlamıştım. üzerimize
montları, götümüze donları geçirdikten sonra 5 - 6 kişi toplanıp, doğruca ıvır zıvır satan
milyonculara doğru yollandık. selami, o kim abi? aleykümselam gülüm. abi elinde şöyle
büyükçe bi leğen var mı ucuzundan? du bi sordurayım. hakan! lan hakan! buyur abi? gençlere
leğen lazımmış, bi gösteriver bakiyim. hemen abi. arkasına takıldığımız 14 - 15 yaşlarında,
bıyıkları yeni terlemiş, elinden telefonu düşürmeyen cinsten bi çocuktu. büyük ihtimal kız
arkadaşı vardı ve ayrıldığında da en büyük derdin kendinde olduğunu düşünüp, 8-a’dan
merve bana bakmıyor; off ulan off, deyip efes’in dibine vuracaktı. hatta sigara içiyor bile
olabilirdi. bıyıkları sarı çıkacak amınakoyim, haberi yok, diye geçirdim içimden bunları hayal
ederken. bu arada üstü leğen altı insan bi varlıkla karşı karşıyaydık. hakan, seçtiği büyükçe bi
leğeni yüzünün önünde tutmuş, bu nasıl abi? diyordu. bu ne lan, dedi puyol. olm, insan
binicek buna insan. her birimizin götü leğen gibi zaten. bize bizim leğenlerden daha büyük
olan bi leğen lazım. haa, karda mı kayıcanız abi? yok olm, bahara saklıycaz bunları. çayırda
çimende daha güzel oluyo. götünekoyim senin puyol, dedim. ne bozuyon lan çocuğu. hakan
daha büyük bi leğen çıkardı ve abi senin leğen kadar olmasa da en büyüğü bu var, daha
büyüğü yok, dedi. bizim grup komple bastık kahkahayı. puyol morardı. ne kadar bu, dedim.
abi 4 tl. dedi. oha lan, olm çok alıcaz biz bişiler yap, dedim. ayarlarız abi, kaç tane vereyim? 4
tane ver bakalım. yeter heralde. yeter yeter, zaten 3 kayıcaz parçalanıcak amınakoyim, dedi
puyol. gittik, tanesi 3 tl’den aldık leğenleri. daha önceden bulduğumuz; uff, olm burada nasıl
kayılır biliyon mu? dediğimiz yokula gittik. kar güzel, kar kalın, kar kıvamında. atladık
leğenlere fiyuuu kayıyoruz. taşlar engebeli. bi inik, bi çıkık. leğenin götü çok dayanmıyor.
3’er 5’er turda bütün leğenlerin götünü çatlattık. ama içimizdeki heves geçmedi. etrafta
aranmaya koyulduk. yan tarafta bi inşaat vardı. inşaatın içinden büyükçe bi poşet bulduk. altın
bulmuş gibi seviniyoruz amınakoyim. plastik değil, sert değil. kırılma derdi yok. kaydığımız
yeri de baya bi aşındırmıştık zaten. hemen atladım üstüne yanımda puyol, cerenimoooo!
diyerek verdik coşkuyu. herkes poşetin peşinde. kapan üzerine atlayıp el sallıyor yokuş aşağı.
poşeti çekiştirirken kısa boyun avantajını kullanan mario, kaptığı gibi yokuşu tırmanmaya
başladı. uzun zamandır poşeti ele geçiremediğinden hevesini alsın gariban, modundaydık.
büyük bi özenle poşeti yokuşun başına yerleştirdi. üzerine oturdu. ayaklarının arasından
poşeti tuttu ve bağırarak kaymaya başladı. tam yokuşun ortasında aaaahh! diye inledi ve aynı
anda iki eliyle tuttuğu poşeti bırakıp, elleriyle destek alarak kendini yukarı çekti. yan döndü
kayarak aşağı inmeye devam etti. arkasından aralıklarla ince, kırmızı, kısa kısa bir iki iz
bıraktı. indiğinde acı çekiyordu. noldu lan, deyip koştuk yanına. bi baktık, götünü avuçluyor
bizimki. noldu amınakoyim, dedi puyol. götüm kesildi laaaan! diye haykırdı mario.
ahahahahaha, hassiktir yaa! nasıl oldu olm o. ahahahaha! puyol kendini tutamadı. çocuk
ortada acıdan kıvranıyor, biz kahkahadan boğuluyorduk. kaydığı noktalardan yukarı çıkmaya
başladık. sonunda mario’nun götünü kesen şeyi bulduk. iki taşın arasına sıkışmış, kırık bir
cam parçası. allah’tan mario’nun ayağında kot varmış. kotu, baksırı yarıp azıcık çizmiş cam.
ama kanatmış. puyol; olm, soğuk uygulamak lazım oraya, dedi elinde bi avuç dolusu karla
yaklaşırken. dön bakiyim lan. mario, çaresiz döndü. puyol yaralı göte şaplağı yapıştırdı. ben
de elime bi avuç kar aldım. ben de yapıştırdım. mario da gülmeye başladı. eline kar alan
gelip, mario’nun yaralı götünü tokatlıyordu. amınakoyim senin mario, dedim. lan karda
kayarken götünü kestiren bi sen varsındır heralde. olm napalım, kase taş gibi olunca leğen
misali yarılıyor işte. sizin götlerde iş yok. bunu ‘kaymaya gittik, bir göt yarmışız, bi göt tokatlamışız’ diye anlatınca işin içinde deli erotizm var aslında. deli seks var. deli fetiş var. çocuğun götü yarıldığından değil, yediği tokatlardan kızardı. yaman dertsin göt kesiği. kesilen
götün davası olur bence. hele hele tokatlanmışsa…
anlatamam. böyle bir zevk yok. fetişlerin dibine vurduk… off off! kısacık boylu, kıvırcık
saçlıydı. hafif de etine dolgun. daha ne olsun amınakoyim. anlatmaya çalışayım biraz da hani
yaşamadan bilinmez cinsinden bi olaydı…
uff olm ne biçim olmuş lan. bakiyim; harbi lan. olm, ben sıcak bölgeden geldim. kar mar
görmüyok amınakoyim. bunu değerlendirmemiz lazım. aynen kanka. arkadaşımın gözünde
beliren piç gülümsemeden ikimizin de aynı şeyi düşündüğümüzü anlamıştım. üzerimize
montları, götümüze donları geçirdikten sonra 5 - 6 kişi toplanıp, doğruca ıvır zıvır satan
milyonculara doğru yollandık. selami, o kim abi? aleykümselam gülüm. abi elinde şöyle
büyükçe bi leğen var mı ucuzundan? du bi sordurayım. hakan! lan hakan! buyur abi? gençlere
leğen lazımmış, bi gösteriver bakiyim. hemen abi. arkasına takıldığımız 14 - 15 yaşlarında,
bıyıkları yeni terlemiş, elinden telefonu düşürmeyen cinsten bi çocuktu. büyük ihtimal kız
arkadaşı vardı ve ayrıldığında da en büyük derdin kendinde olduğunu düşünüp, 8-a’dan
merve bana bakmıyor; off ulan off, deyip efes’in dibine vuracaktı. hatta sigara içiyor bile
olabilirdi. bıyıkları sarı çıkacak amınakoyim, haberi yok, diye geçirdim içimden bunları hayal
ederken. bu arada üstü leğen altı insan bi varlıkla karşı karşıyaydık. hakan, seçtiği büyükçe bi
leğeni yüzünün önünde tutmuş, bu nasıl abi? diyordu. bu ne lan, dedi puyol. olm, insan
binicek buna insan. her birimizin götü leğen gibi zaten. bize bizim leğenlerden daha büyük
olan bi leğen lazım. haa, karda mı kayıcanız abi? yok olm, bahara saklıycaz bunları. çayırda
çimende daha güzel oluyo. götünekoyim senin puyol, dedim. ne bozuyon lan çocuğu. hakan
daha büyük bi leğen çıkardı ve abi senin leğen kadar olmasa da en büyüğü bu var, daha
büyüğü yok, dedi. bizim grup komple bastık kahkahayı. puyol morardı. ne kadar bu, dedim.
abi 4 tl. dedi. oha lan, olm çok alıcaz biz bişiler yap, dedim. ayarlarız abi, kaç tane vereyim? 4
tane ver bakalım. yeter heralde. yeter yeter, zaten 3 kayıcaz parçalanıcak amınakoyim, dedi
puyol. gittik, tanesi 3 tl’den aldık leğenleri. daha önceden bulduğumuz; uff, olm burada nasıl
kayılır biliyon mu? dediğimiz yokula gittik. kar güzel, kar kalın, kar kıvamında. atladık
leğenlere fiyuuu kayıyoruz. taşlar engebeli. bi inik, bi çıkık. leğenin götü çok dayanmıyor.
3’er 5’er turda bütün leğenlerin götünü çatlattık. ama içimizdeki heves geçmedi. etrafta
aranmaya koyulduk. yan tarafta bi inşaat vardı. inşaatın içinden büyükçe bi poşet bulduk. altın
bulmuş gibi seviniyoruz amınakoyim. plastik değil, sert değil. kırılma derdi yok. kaydığımız
yeri de baya bi aşındırmıştık zaten. hemen atladım üstüne yanımda puyol, cerenimoooo!
diyerek verdik coşkuyu. herkes poşetin peşinde. kapan üzerine atlayıp el sallıyor yokuş aşağı.
poşeti çekiştirirken kısa boyun avantajını kullanan mario, kaptığı gibi yokuşu tırmanmaya
başladı. uzun zamandır poşeti ele geçiremediğinden hevesini alsın gariban, modundaydık.
büyük bi özenle poşeti yokuşun başına yerleştirdi. üzerine oturdu. ayaklarının arasından
poşeti tuttu ve bağırarak kaymaya başladı. tam yokuşun ortasında aaaahh! diye inledi ve aynı
anda iki eliyle tuttuğu poşeti bırakıp, elleriyle destek alarak kendini yukarı çekti. yan döndü
kayarak aşağı inmeye devam etti. arkasından aralıklarla ince, kırmızı, kısa kısa bir iki iz
bıraktı. indiğinde acı çekiyordu. noldu lan, deyip koştuk yanına. bi baktık, götünü avuçluyor
bizimki. noldu amınakoyim, dedi puyol. götüm kesildi laaaan! diye haykırdı mario.
ahahahahaha, hassiktir yaa! nasıl oldu olm o. ahahahaha! puyol kendini tutamadı. çocuk
ortada acıdan kıvranıyor, biz kahkahadan boğuluyorduk. kaydığı noktalardan yukarı çıkmaya
başladık. sonunda mario’nun götünü kesen şeyi bulduk. iki taşın arasına sıkışmış, kırık bir
cam parçası. allah’tan mario’nun ayağında kot varmış. kotu, baksırı yarıp azıcık çizmiş cam.
ama kanatmış. puyol; olm, soğuk uygulamak lazım oraya, dedi elinde bi avuç dolusu karla
yaklaşırken. dön bakiyim lan. mario, çaresiz döndü. puyol yaralı göte şaplağı yapıştırdı. ben
de elime bi avuç kar aldım. ben de yapıştırdım. mario da gülmeye başladı. eline kar alan
gelip, mario’nun yaralı götünü tokatlıyordu. amınakoyim senin mario, dedim. lan karda
kayarken götünü kestiren bi sen varsındır heralde. olm napalım, kase taş gibi olunca leğen
misali yarılıyor işte. sizin götlerde iş yok. bunu ‘kaymaya gittik, bir göt yarmışız, bi göt tokatlamışız’ diye anlatınca işin içinde deli erotizm var aslında. deli seks var. deli fetiş var. çocuğun götü yarıldığından değil, yediği tokatlardan kızardı. yaman dertsin göt kesiği. kesilen
götün davası olur bence. hele hele tokatlanmışsa…
16 Kasım 2012 Cuma
dalga dalga
ye guzum ye. bak sağa reçel yaptım, ondan
da ye. can boğazdan gelir, ha maşşallah. sarı oğlum benim. anneannemin anneme de bulaşan, ille yedirme
isteğinin mağduruydum. bi de kadın öyle güzel yedirmeye çalışıyor ki, yemiycem
desen acayip kırılacakmış gibi. dolu mideye daha bi baskı uyguluyorum mecburen.
kurban bayramı'ndayız. ete yer kalmıyor zaten o kahvaltıdan sonra. iki dayım,
kuzenler, yengelerim, annem, babam, ben, anneannem, dedem'in olduğu o geniş
kahvaltı sofrasını uzun zamandır
bulamıyorum. dedemin vefatından beri. herkes bi yana savruldu gitti.
bayramlarda eski tat yok. sokağa serilen naylon hasırlar, evin hemen kapısının
önündeki incir ağacının dalına kurduğumuz salıncak, pişen demli çaylar ve o
hasırın üstünü dolduran dünya tatlısı komşular. hele bir de eski köy
anılarından açıldı mıydı muhabbet, değmeyin keyfime. karanlıkta yolu
göremediklerinden yolu ezberleyen eşeğin kuyruğunu tutarak gidişlerinden, götü
delik haliller'in dağ başında sıçarken pantolonu çalıya takıp, delmesine kadar
bi dolu anı.
anneannemin ısrarları ve tabi bendeki takat
tükenince kalktım kahvaltı sofrasından. biraz yürüdüm mahalle boyu. bi yarım
saat sonra bağırsaklarım guruldamaya başladı zaten. kendimi tuvalete zor attım.
açtım hemen fifa world cup'ı telefondan. seçtim fransa'yı. (zidane falan var
oyunda.) elemelerden başlayıp, dünya kupası'nı alana kadar wc'deyim zaten.
kuzenler de bakkala gideceklermiş. beni bekleyememişler. o zamanlar da torpil
falan patlatıyoruz. kızkaçıran alıyoruz. hep böyle barut eğlencesi. bayram diye
de bakkallar tonla getiriyor torpili, mantar tabancalarını. en sonunda dünya
kupası'nı aldım. wc'den çıktım. anneanne nereye gitti bunlar? bakkala gittile
yavrım. hangi bakkala gittiler? valla hu yandakine gittile herhal. şimdi iki
tane bakkal var. biri sol tarafta cemil bakkal, diğeri sağ tarafta mehmet
bakkal. anneannemin söylediği "hu yan", yani sol taraf, cemil bakkal,
daha yakın. ben de oraya doğru yollandım. dayılardan gelen paralar var tabi.
yol üstünde bi çöplük var. çöpe bacak falan atmışlar. bi tane de beyaz köpek.
karşı kaldırımdan usul usul gidiyorum. köpek höt dese, altıma sıçıcam, eminim.
ayı gibi bişi. bi ara beni farketti. göz göze geldik. onun için tehlike
arzetmediğimi elimden geldiğince belli etmeye çalıştım. tam ben o maymunluk
içindeyken, kodumun hayvanı ok gibi fırladı yerinden. ben de aynı anda deparı
bastım. nasıl kaçıyorum ama. tabi bacaklarım daha fazla dayanamadı ve
yavaşladım. köpek götümden bi kaptı, kapış o kapış. ısırığın verdiği acıyla
yeniden öyle bir depar attım ki, köpeğin ayaklarını yerden kestim amınakoyim.
koşuyorum, götümde köpek dalgalanıyor. ısırdığı yere daha bi güç veriyor hayvan
savrulmayayım, düşmeyeyim diye. bi müddet havada uçurdum hayvanı. ne ben
koşmayı bırakıyorum, ne o götümü ısırmayı. ben köpeği dalgalandıra dalgalandıra
cemil bakkal'ı geçtim. manzarayı gören cemil bakkal'ın gözleri büyüdü.
yuvalarından fırlayacaklar sanki. ileride de bi kahve var. bi dayı gördü benim
bayrak taşıyan gibi geldiğimi. hemen yola çıktı. tüm iyi niyetiyle yerden irice
bi taş alıp, bana doğru fırlattı. maksat götümdeki köpeği düşürmek. ama taşla
beni hedef aldığının farkında değil dayım. bi yandan taştan kaçıyorum, bi
yandan köpeği sağa sola savuruyorum. allah'tan ayağımda kot pantolon var da ete
çok işlememiş diş. ama yine de acıyor. sağa sola savururken köpek en sonunda
pes etti ve köşeyi döneceğim bi anda havadayken kendini bıraktı. bildiğin
köpeğe macera yaşatıyorum amınakoyim. paraşütçü gibi atladı götümden. bi iki
takla attı düşünce sonra tekrar çöpteki bacağı gevelemeye gitti it. ben de iki
gözüm iki çeşme sağ lobumu tuta tuta eve yürüdüm. bizim piç kuzenler de diğer
bakkala gitmişler bok varmış gibi. benim geldiğimi de görünce aldıkları bi
kızkaçıranı yakıp, attılar bana doğru. kendileri içeri kaçtılar tabi. ben de
etrafında mermiler uçarken başını bile eğmeden yürüyen enayi kahramanlar gibi
gelirse gelsin hesabı aldırmadan yürüyorum. mahalledeki saklanan diğer çocuklar
cesaretime hayran kaldı. bilmiyorlar ki postu deldirmenin acısını yaşıyorum
amınakoyim. sonunda eve girdim. acıdan ağlıyorum. annemle babamla hemen
eczaneye gittik. bayramda hastane kapalı, ilçedeyiz de. acil de uzak. hemen bi
pansuman yapıldı. ordan merkeze gittik. acilde bi pansuman ve kuduz iğnesi.
iğneyi vuran hemşirenin de eli bir hafif, bir hafif. hissetmiyorsun hiç. bir de
güzel kız, iğneyi vuran hemşire. gel gelelim benden büyük. aşkın yaşı olmaz
gerçi. (bak bak bak, bahanelere bak o yaştaki...) nereden ısırıldığımı sordu mu
acaba, diye geçirdim içimden. götünden ısırılmış, üstelik götünde köpek
dalgalandırmış birisi ne kadar karizmatik olabilir ki? ama yine de uzun
kirpiklerime vuruldu hemşire. sonunda götün de bi faydasını gördük, dedim.
allah hiçbir organı sebepsiz yaratmamış. bu düşüncemin de devam aşılarını
vuracak badem bıyıklı shemale hemşireyi görünce sönüp gideceğini bilseydim, eminim düşünmekte bu kadar acele etmezdim... hastaneden eve dönerken dayımın radyoyu açmasıyla yaşadım o gün asıl şoku. radyoda çalan şarkı ''denizin dibince hatçam'': dalga dalga, dalgağ dalgaağ dalgalanığyooğr. hatçe'mi de görenler, sevdalanıyor...
9 Kasım 2012 Cuma
kristine
hep bu omegılda, çetrulette nasıl muhabbet ederler merak ediyordum. erekte olmuş penis görmekten bunaldığım bir anda tekst mesaja geçmeye karar verdim. evet, yandaki diyalog bana ait. nedendir bilmiyorum, adam yaş söyleyince ben daha büyük bi yaş söylemek istedim. biraz kendime tecrübe katmak, laf dinletmekti sanırım amacım. böyle şeylerle uğraşacak vakti buluyor olmam da garip tabi. napiyim olm. yapıcak daha önemli bi işimiz mi var, eğlenmekten başka? ha bundan hariç kristine diye bi kızla da konuşmuştum. tatlı bi muhabbet oldu. büyük ihtimal 120 kilodur, diye geçiriyordum aklımdan. mısırlı bi erkek arkadaşı varmış. böyle sitelere girmesini istemiyormuş. ama bizimki çılgın. bizimki raat. bizimki özgür. bizimki türk kezbanı değil. (şaka lan şaka, bizde bi kız böyle yapsa direk kaşar deriz; yalan yok şimdi.) tam da oskar töreninin yapılacağı gündü. tabi saat farkından orda gece. sanattan, edebiyattan, müzikten falan konuştuk. hoş vakit geçirdik. görmeden, karşı karşıya gelmeden. hot_chicks_eat_big_black_dick_in_the_pool.avi'ye düşmeden. hani düşsek de tutmazdı zaten. zenci değilim sonuçta. sırıksız sırıkla atlayamıyorum. bi hoş geldi muhabbet. ne bileyim lan. bi ara aklımdan, bu kız türkiye'ye gelse kesin urfa'ya gelin gider, diye geçirdim. yabancıların bize bakış açısını düşündüm. şimdi biz onlara, olm ne acayip şey la bunlar, uff çok modern, diye bakıyoruz ya; onlar da bize, aa ne güzel bi kabile, giyiniyolar, diye mi bakıyolardı acaba? kafamda deli sorular. sonra meseneye girdim. uzun zamandır uğramadığım bir şehre gitmiş gibiydim. yeni uygulamalar, özelikler falan filan. hani sanki o eskiden kızlara cam aç dediğimiz program o değil. böyle telefon numarası falan istediğimiz; olm bi kız düşürmüşüm uff, falan dediğimiz program o değildi sanki. çok eskiden konuştuğum bi arkadaşımı onlayn gördüm. selam yazmak istedim. yazmadım. az önceki gibi tatlı bi muhabbet olamayabileceğinden korktum. çok zaman geçmişti. konuşacak eski şeyler bitince, yeni şeylere çok şey kalmayacaktı. ilgilenmeyecektim. ilgilenmeyecekti. gerçekte de böyle değil mi zaten amınakoyim. bi adamla uzun zaman görüşmeyince, naptın hacı, sorularıyla geçiyor zaman, cevapsız... selam desem öyle olucaktı büyük ihtimal. demedim. az önce konuştuğum kız, farklı bir kıtada, farklı bir dili konuşarak, farklı bir kültürün içinde yaşıyordu. yani bize tırnak içinde yabancı'ydı. ama o an farkettim ki, kristine, o arkadaşımdan daha tanıdıktı şimdi. hayat ne acayip lan. çok düşünmemek lazım. omegıl ve çetrulet'te de sakın videolu yere girmeyin. bak uyarıyorum. sakın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
